Sosyal medya
Xiaomi Mi 10 banner

Genel

Wi-Fi’ın su altı versiyonu olacak olan Aqua-Fi üzerinde yapılan denemeler başarılı oldu!

Aqua-Fi

Teknoloji tarihinde, Tesla tarafından uzaya gönderilen astronotlardan tutun birçok teknolojinin lansmanına kadar birçok önemli olaya; bu olaylar nerede yaşanıyor olursa olsun, internet sayesinde kendi gözlerimizle şahit olabilme fırsatı yakaladık. Ve elimizin altında internet mevcut olduğu sürece, bu gibi anlara, eş zamanlı olarak şahit olmaya da devam edebileceğiz gibi gözüküyor. İnsanlık olarak, hava ve uzay boşluğu da dahil olmak üzere, interneti hemen hemen her yerde kullanabiliyoruz. Yalnız, insanlık olarak internet bağlantısı sağlayamadığımız bir yer hala mevcut! Derin denizler! Bilim insanları, Aqua-Fi adını verdikleri bir teknoloji ile bu sorunu çözebilmeyi ve derin denizlerde de internet bağlantısını mümkün kılabilmeyi umuyorlar.


İlginizi çekebilir: Qualcomm, Snapdragon 865+ 5G işlemcisi ortaya çıktı

reklam

Uzayda bile internet bağlantısı kurabilirken, su altında internet bağlantısı kurabilmek neden bu kadar zor?

Bildiğiniz üzere günümüzde kablosuz bağlantılar, radyo dalgaları, akustik sinyaller ve ışık sinyalleri olmak üzere farklı teknolojiler üzerinden sağlanıyor. Fakat bu teknolojilerden hangisini kullanırsanız kullanın; hepsinin belirli limitleri var. Hele ki konu bir de bu teknolojileri su altında kullanmaya gelince… Örneğin akustik sinyaller, uzun mesafeleri katedebilirler; fakat taşıyabilecekleri veri kapasitesi sınırlıdır. Işık sinyalleri ise yine uzak mesafeleri katedebilirler ve taşıyabilecekleri veri çok daha fazladır; fakat gönderici, taşıyıcılar ve de alıcı arasında ciddi bir engel olmadan direkt bir bağlantı kurulmak zorundadır. Radyo dalgaları ise su altında kısa mesafelerde veri taşıyabilirler. Kısacası, bu yönden bakınca su altında canlı video paylaşımı yapmak şuanda maalesef pek de mümkün gözükmüyor. Tabi burada birincil hedef, su altında eğlenceli görüntüler yakalamaktan ziyade, derin denizlerin bilim insanları tarafından hala keşfedilmeyi bekleyen birçok şeyi içinde barındırıyor olması. Birçok bilim insanı, denizler altındaki yaşamı detaylı bir şekilde gözlemleyebilmek ve keşfedebilmek istiyor. Ve yeni bir çalışma bizlere gösteriyor ki su altında ışık demetleri yoluyla akuatik bir internet bağlantısı sağlamak mümkün olabilir!

Suudi Arabistan’da bulunan Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden bir ekip, su altında internet bağlantısı kurabilmeyi mümkün kılan bir “denizler altı internet bağlantısı” protokolü geliştirdi. Geliştirdikleri teknolojiye ise, Aqua-Fi adını verdiler. Bu teknoloji ile, LED ışık sinyalleri ve lazerler ile, su altında veri taşımanın mümkün olduğunu gösterdiler. LED ışık sinyalleri, su altında düşük enerji tüketimi ile kısa mesafelerde veri taşımayı mümkün kılıyor. Lazer ışık sinyalleri ise, daha çok güç tüketmesine rağmen daha uzak mesafelere veri taşıyabiliyorlar.

Aqua-Fi ile ilgili neler biliyoruz

Aqua-Fi’ın ilk prototipi ile ilgili bütün bilgiler, çalışmayı yürüten ekip tarafından IEE Explore üzerinde yayınlandı. Yayınlanan rapora göre ekip, Aqua-Fi prototipinde, 520 nanometrelik lazer ışık hüzmelerine ek olarak; yeşil LED ışık hüzmeleri kullanmış. Testler sırasında ekip, 2.11 megabyte / saniye hızlara ulaşabilmiş; ve bu hıza ulaşırken, 1 milisaniye gibi düşük gecikme süreleri yakalayabilmeyi başarmışlar. Ekip lideri Shihada’nın açıklamasına göre bu çalışma, su altında internetin insanlık tarihinde ilk kez tamamen kablosuz bir şekilde tam anlamıyla kullanılabilmesinin başarıldığı bir deneme idi. Fakat buna rağmen, ekibin hala aşması gereken belirli problemler var. Bu problemlerden biri ise, ışık hüzmelerinin çeşitli kırılmalar ile dağılabilmesi. Ekip, bu problemi aşabilmek için küre şeklinde bir alıcı kullanmayı planlıyor. Böylece alıcı, farklı açıyla gelen bütün internet sinyallerini bünyesinde toplamayı başarabilecek.

Shihada, ortaya çıkardıkları bu teknoloji ile ilgili olarak, “uygulaması nispeten kolay bir teknolojiyi, görece uygun bir maliyetle üretebilmeyi başardık; böylece su altı ortamını da küresel internetle buluşturabilmek mümkün olacak. Hatta birgün, Aqua-Fi’ın su altı birçok projede, internet sağlayabilmek için neredeyse Wi-Fi kadar yaygın olarak kullanılmasını umuyoruz” dedi.

Siz Aqua-Fi teknolojisi ile ilgili neler düşünüyorsunuz? Derin denizlerdeki yaşamı canlı canlı izleyebilmek sizce de çok ilginç olmaz mıydı? Düşüncelerinizi yorumlar sekmesinde bizlerle paylaşabilirsiniz. Ve son bir hatırlatma; sosyal mesafenizi korumayı ve ellerinizi bol bol yıkamayı unutmayın!

MSI reklamı

Motosikletler ve teknoloji ile ilgili yenilikleri yakından takip etmeyi seven; aynı zamanda metal müzik tutkunu Hardware Plus yazarı

Yorum yapmak için tıklayın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel

Huawei Mate 40 Pro tasarım detayları ortaya çıktı

Huawei-Mate-40-Pro-5K_2-2048x1688

Huawei Mate 40 ile ilgili detayların ortaya çıkmasının ardından, serinin bir üst cihazı olan Mate 40 Pro modelinin de tasarım detayları ortaya çıktı. Sızdırılan fotoğraflara göre, iki model arasında da bazı farklılıklar mevcut. Pro versiyon, yine ciddi manada kıvrımlı bir panele ve 4’lü arka kamera modülüne sahip. Ön tarafta ise, 2 model de benzer bir kamera modülüne sahip.


İlginizi çekebilir: Huawei Mate 40 görüntüleri sızdırıldı

reklam

Huawei-Mate-40-Pro-5K_3-2048x1959

Huawei Mate 40 Pro modelinin tasarım detayları ile ilgili sızıntılar ortaya çıktı

Cihazın teknik detayları ile ilgili henüz onaylanmış bir bilgiye sahip olmasak da; cihazın tasarımını şimdiden görebilmek ise mümkün. 6.7 inç OLED bir ekran paneline sahip olacak olan Huawei Mate 40 Pro, kendisinden bir önceki modelin tasarım hatlarını bünyesinde barındıran bir tasarım anlayışına sahip. Cihazla ilgili beklenen en önemli detaylardan biri olan işlemci ise; Kirin 1000 / 1020 modellerindeki belirsizliklerden dolayı henüz kesinleşmedi. Cihaz için tahmini tanıtım tarihinin ise, Ekim ayı sonlarında olması bekleniyor.

Huawei-Mate-40-Pro-5K_4-scaled

HiSilicon Kirin 1020 ve Mate 40 Pro, birlikte tanıtılabilir

Huawei’nin yeni işlemci setlerinin, 2020 yılının 3. çeyreğinde gelmesi bekleniyor. Ayrıca Huawei’nin en güçlü işlemcileri olacak bu işlemciler, ilk olarak Huawei’nin amiral gemisi modellerinde kullanılacak. İsminin Kirin 1020 olması beklenen yeni işlemci setinin üretimi, 5 nanometrelik süreçle gerçekleştirilecek. Weibo’da ortaya sızıntıların çıkarıldığı popüler bir hesaba göre ise, Kirin 1020’nin Apple A14 ve Apple ARM CPU arasında bir maliyete sahip olması bekleniyor. Fakat endişe konusu olması gereken ilk konu, bu çipsetin maliyeti veya performansından ziyade, boyutları ile alakalı. HiSilicon işlemcilerin MediaTek ve Qualcomm işlemcilere göre en büyük dezavantajı olan boyut problemi, bu işlemci için de sözkonusu olacak.

Huawei için en önemli nokta ise, 5 nanometrelik süreçte üretilen ilk işlemcileri, Apple ile eşzamanlı olarak piyasaya çıkarıyor olmaları olacak. Ayrıca Kirin 1020’nin, Kirin 990’dan %50 daha güçlü olacağı da kulislerde yayılan söylentiler arasında yerini almış durumda. %50 performans artışının ise, işlemci dünyası için çok büyük bir oran olduğunu belirtmemize gerek yok. Cortex A76’dan Cortex A78’e direk geçen Huawei, A77’yi pas geçerek Qualcomm Snapdragon 865’i de geride bırakmış oluyor. Kirin 1020’nin son önemli özelliği ise, dahili 5G modülüne de sahip olacak olması. Siz Huawei Mate 40 Pro modelinin tasarımı ve Kirin 1020 ile ilgili neler düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi yorumlarda bizlerle paylaşabilirsiniz. Ve son bir hatırlatma; sosyal mesafenizi korumayı ve ellerinizi bol bol yıkamayı unutmayın!

MSI reklamı
Devamını oku

Genel

Bunu da yapmışlar: Ferrari 360 Modena “Limuzin”

Araba alım satım işleri günlük hayatın sıradan olaylarından birisi. Fakat bir ilan var ki bu sıradan gidişat Avustralya‘da alt üst oldu. Karşınızda 399 bin 999 Avustralya Doları fiyata sahip, Ferrari 360 Modena Limuzin!


İlginizi çekebilir: Hyundai, havayı temizleyebilen yeni bir klima geliştirdi!

reklam

Her 360 Modena modeli gibi Maranello‘da üretilmiş bu sürüş makinesi, normal haliyle elbette ki çok seviliyordu. Fakat her şey, aracın 2012‘de İngiltere‘den Avustralya‘ya getirilip, ortadan ikiye ayrılmasıyla başladı.

Görsellere ilk bakıldığında “kesin ip var” dedirten bu limuzin 360 Modena, aracın orijinal kasasının alüminyum olmasından mütevellit, gövde uzantıları da alüminyumdan yapılmış. Fakat uzatılan tavan, yan paneller ve arkadaki martı kanadı kapılar, aracı hafifletmek maksatlı fiberglastan yapılmış.

Bu proje sonunda normalde 2 kişi taşıyabilen araç, 8 kişiyi taşıyabilir bir kapasiteye ulaşmış. Kabinde iki tane televizyon, gümbürtülü bir ses sistemi, renkli ortam aydınlatması ve mini bar bulunuyor.

Üzerinde 360 Modena’nın standart motoru bulunan bu araç, 400 beygir gücündeki 3.6 litre atmosferik V8‘e sahip. Fakat şanzıman olarak Subaru Liberty GT‘nin aktarma organını kullanıyor.

Bu proje, ilk yapılan 360 Modena limuzini değil. İki yıl önce ABD‘de yapılan ve 95 bin $ fiyata satışa çıkarılan sarı renkli bir 360 Modena limuzin, maalesef ki alıcı bulamadı. Avustralya’daki bu diğer örnek ise yaklaşık 400 bin Avustralya Doları değerindeki etiketi ve 65 bin km‘lik geçmişiyle farklı bir kadere sahip olabilecek mi? İlgililer için aracın ilanını da buraya bırakıyorum.

Kaynak: Carscoops

MSI reklamı
Devamını oku

Genel

Hyundai, havayı temizleyebilen yeni bir klima geliştirdi!

Hyundai, kabin içi hava kalitesini iyileştiren yeni klima sistemini duyurdu. Bu sistem ilk olarak, Hyundai Grubu’nun global modellerinden önce Güney Kore‘deki belirli modellerde kullanılacak.


İlginizi çekebilir: Kia’nın yeni elektriklisi, Tesla Model 3 ile birlikte test ediliyor!

reklam

Yeni klima sisteminde Üfleme (After-Blow), Çoklu Hava (Multi-Air) ve İnce Toz Ayırıcı (Fine Dust Indicator) olarak üç ayrı klima modu yer alıyor. Üfleme modunda, sistem üzerinde yer alan bir çeşit buharlaştırıcı ile klima içerisinde oluşan suyu kurutarak, klima üzerinde küf oluşumu engelleniyor. Bu mekanizma aracın motoru durdurulduktan sonra çalışıyor. Normal klimalardaki buharlaştırıcı ile bu işlem 30 dakika sürerken, Hyundai’nin sisteminde bu süre 10 dakikaya kadar iniyor. Böylelikle klima içinde kalan nem ile zararlı mikropların çoğalması için uygun ortam, daha çabuk yok ediliyor.

Çoklu Hava modunda ise bildiğimiz hava menfezlerine ek olarak sürücü ve yolcu koltuklarına eklenen yeni çoklu hava yuvalarından hava dağıtılıyor. Bu mod ile gürül gürül bir hava akımı yerine, hafif bir esinti ile daha sakin ve sessiz yolculuklar hedefleniyor. Kendi kişisel fikrim, bu tip “sakin ama etkili” bir klima sistemiyle ekstra konforun yanı sıra, özellikle elektrikli araçlarda, araç menzilinin uzunluğuna katkı sağlayacağını da düşünüyorum.

Gelelim bu yeni sistemin en dikkat çeken modu olan İnce Toz Ayırıcı’ya. PM 2.5 seviyesindeki (boyutu 2.5 mikrometre veya daha küçük olan parçacıkların sınıfı) ultra ince partiküllerin yoğunluğunu ve havanın kirlilik seviyesini ölçebilen bu modda, eğer havadaki partikül seviyesi eşik değeri aşılırsa bu mod devreye giriyor. Bu mod aktifken hava sirkülasyonu yapılıyor ve havadaki nemi azaltmak için klimanın gücü 3 ve 8 arasında otomatik olarak değiştiriliyor. Eğer bu prosedür de işe yaramazsa araç sahibinin klima filtrelerini değiştirmesi, kirli koltuk veya paspasları temizlemesi gibi uyarılar veriliyor.

Kaynak: Carsoops

MSI reklamı
Devamını oku