Sosyal medya

Kalust Şalcıoğlu

Para vs. Dijital Para

Bitcoin meselesi nedir?

Bazılarının yeni bir gelecek, bazılarınınsa yeni bir yatırım aracı olarak gördüğü Bitcoin meselesini bir de Kalust Şancıoğlu’nun kaleminden okuyun.

Dijital para konusunu açıklamadan önce hepimizin yakından takip ettiği ve köşeme “vesile” olan Bitcoin’i tanımlayayım. Tanımı daha iyi anlayabilmek için öncesinde bilmemiz gereken birkaç kavram var.

Elektronik İmza: Diğer bir adı “sayısal imza”dır. Elektronik imza, “sanal” olarak kullanılan, “ıslak imza” muadili yasal kimlik doğrulama sistemidir. Başka bir elektronik veriye eklenir ya da başka bir elektronik veri ile mantıksal bağlantısı bulunur. Nasıl ki elle attığımız imzalar her seferinde değişiklik gösteriyorsa yani her seferinde bire bir aynı imzayı atamıyorsak, elektronik imzamız da imzalamada kullanılan anahtarlardan oluşur ve imzalanan metne göre farklılık gösterir (içeriğin matematiksel olarak işlenerek benzersiz bir değer bulunması ile oluşturulur).

Temelinde kişinin “elle” atmış olduğu imzaların tarayıcıdan geçirilmiş hali olan sayısallaştırılmış imzası, göz retinası, ses kaydı gibi biyolojik özelliklerinin kaydedilerek kullanıldığı biyometrik önlemleri içeren elektronik imzaları veya bilginin bütünlüğünü ve tarafların kimliklerinin doğruluğunu sağlayan sayısal imzaları bu kapsamdadır.

Ülkemizde 23 Ocak 2004 tarihli Resmi Gazete’de ilan edilen, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’nda geçen “elektronik imza” kavramı sayısal imzadır. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın Cybersoft tarafından geliştirilen Dahilde İşleme Rejimi projesi, 1 Ağustos 2005 günü, TÜBİTAK Kamu Sertifika Hizmet Sağlayıcısı’nın lanse edildiği basın toplantısının hemen ardından Bakan Kürşat Tüzmen tarafından açılmıştır. Hammadde ithal eden, üretimi ise doğrudan ihraç eden 2000’i aşkın kurum dahilde işleme rejimi (DIR) ile ilgili tüm işlemlerini E-Tuğra, e-Güven ve TURKTRUST’dan aldıkları sayısal imza sertifikaları ile gerçekleştirmeye başlamışlardır.

Dijital Cüzdan: Bu sistem güvenli ve kolay alışveriş için, kredi kartı verilerinin kullanımını ortadan kaldırır. Uygulamaya geçtikten sonra sanal POS bulunduran firmalardan alışveriş yapılmasına olanak tanımış ve e-ticaret firmalarının cirolarını artırmalarına katkıda bulunmuştur. Müşteri süratli, kolay işlem yapabilir ve tüm ödemlerimi bir ekrandan izleyebilir (kart bilgilerini vermek zorunda kalmaz ve böylece “acaba kart bilgilerim saklanıyor mu, başıma bir şey gelir mi?” korkusundan da kurtulur).

Dijital Para: E-ticaret sitelerinde halen ağırlıklı olarak kullanılan kredi kartlarının yerini gelecekte dijital paranın alacağına kesin gözüyle bakılmaktadır. Sanal kart uygulamaları da bunun temelidir. Dijital para, gerçek hayattaki paranın internete taşınmış halidir. İnternette nakit para ile harcama yapamazsınız (havale ve EFT harici). Gerçek para yerine, dijital ortamda kullanabileceğiniz bir mekanizma olması gereklidir. Üst paragrafta anlattığım dijital cüzdanınızın içine “koyduğunuz” para da dijital paradır. Dijital hesap cüzdanınızda sadece kredi kartınızı değil nakit paranızı da taşırsınız.

Peki, “Bitcoin” Nedir?

Bitcoin, bir merkeze bağlı olmayan ilk dijital para birimidir. Banka ya da takas kurumu kullanmadan internet üzerinden tüm dünya üzerinde gönderilip alınır. Herhangi bir düzenleyici limiti, ön şartı yoktur ve hesap dondurulamaz. Bitcoin, “madenci” uygulaması adı verilen uygulamada, internet üzerindeki iş kalemlerinin yapılması sonucu kişiler tarafından üretilir. 2008 yılında Bitcoin ilk duyurulduğunda, bir madenci iş birimi karşılığı yüksek miktarda Bitcoin’ler kazanılırken, sistemdeki Bitcoin miktarının artması ile uygulamadan dijital para kazanmak her geçen gün zorlaşmıştır ve kişiler madencilikten değil de gerçek para birimlerinden Bitcoin satın almak suretiyle sisteme girmeye başlamışlardır. Her bir iş kaleminin Bitcoin değeri farklıdır. Gerçek hayatta olduğu gibi düşünün; bir taksi şoförü ve bir beyin cerrahı saat başına farklı ücretlendirmeler ile çalışırlar. 1 Bitcoin için gereken iş miktarı ise sistem tarafından “otomatik!” olarak belirlenir ve Bitcoin’ler yukarıda anlattığım dijital cüzdanda saklanır.

2040 yılına kadar üretilecek, dijital olarak dolaşımda bulunacak Bitcoin miktarı ise sistemde belirlenmiştir (şu anda sistemde dolaşan miktarın yaklaşık iki katına ulaşarak 21milyon Bitcoin olması öngörülmüştür).

Bitcoin gönderimlerinde elektronik imzalar kullanılır ve nihayetinde bir “madenci” tarafından onaylandığında işlem gerçekleşir (birkaç dakikalık bir süre zarfında).

Bitcoin sistemine güveni artırmak için yazılım tamamen açık kaynaklıdır ve dileyen herkes kaynak kodunu “gözden geçirebilir”. Bitcoin, gerçek yani fiziksel para birimine dönüştürülebilir.

Dünyada özellikle bankacılık sisteminde sorun olan ülkelerde, para transfer güçlükleri nedeni ile Bitcoin’e talep oluşmuş ve dijital paranın popülaritesi (dolayısı ile “değeri”) artmıştır. Nihayetinde de Bitcoin sisteminin adı, bankacılık sisteminden muzdarip olanlar tarafından “finansal cennet” olarak belirlenmiştir. Tabii dijital paranın yüksek getirisinin yanında “kur oynaklığının” çok fazla olduğunu da unutmamak gerekir. Bitcoin ile gerçek para birimleri arasında “değişim” yapan “sanal Bitcoin büroları”na yapılan bir dijital saldırı sonucu, Bitcoin’in değerinde birkaç gün içerisinde % 60 azalma olduğuna da şahit olunmuştur.

Bahsi geçen sanal döviz büroları, Türk Lirası da dahil olmak üzere Bitcoin’lerinizi dilediğiniz para birimine anında çevirip, kredi kartınıza (banka hesabınıza) transfer etmektedirler.

Bitcoin’i ilgi çekici hale getiren, aslında insanların gerçek hayattaki finansal sisteme duydukları güvensizlik ve gerçek paraya “dokunmaya” her geçen gün daha da uzaklaşmalarıdır. İşin komik olan tarafı dijital para dediğimiz ve konuştuğumuz bu yeni sistemi, zaten yıllardır kullanıyor olmamız.

Dijital parayı daha iyi kavrayabilmek için, paranın ne olduğunu ve dünya üzerindeki para sistemini anlamamız gerekir. Aslında parasal sistem çok basittir ama sistem terimler, parasal oyun ve dinamikler eklenerek karmaşıklaştırılmıştır.

bitcoin-stock

Konuyu özetleyelim…

Dünyadaki nüfus ve “ihtiyaçları!” arttıkça/artırıldıkça para ihtiyacı da artar. Teknolojinin, ekonominin temeli olan ABD’nin bankacılık sistemine yönelelim. ABD paraya ihtiyaç duyduğu zaman FED’e yani Federal Bankaya gider ve der ki “bana para lazım”… Federal banka da bunu hemen kabul eder.

Şimdi konuyu basitleştireyim…

O gece ABD yetkilileri hemen özel kâğıtlara bazı şekiller, hologramlar çizerler ve bunu taklit edilemeyecek kâğıtlar haline getirirler. Bu kâğıtların adı devlet tahvilleridir. Ve aynı gece FED yetkilileri de özel kâğıtlara şekiller, hologramlar vs. ekleyerek paraları hazırlarlar. Ertesi gün ABD ve FED arasında (kâğıt!) takası gerçekleşir… Evet, bildiğiniz kâğıt! Ve birden ABD, FED’e borçlanır.

Şimdi işin ilginç tarafına geleyim…

ABD bankacılık sistemi, halka bu parayı kredi olarak verir ama hangi parayı?

ABD, FED’den aldığı parayı kasasına ekler ve dijital olarak para ABD bankalarının rezervlerinde tanımlanmış olur. ABD, bankacılık kanununa göre bu rezervin 9 katı kredi verebilir (verdiği kredinin % 10’unu rezervinde tutmak zorundadır). Dijital olarak ortada olmayan ve ABD bankacılık sistemi tarafından “türetilmiş” bir para var… FED’e faiz borcu var… Bu arada konunun devamı da var…

Bankadan ev almak için 900 USD alan ABD vatandaşı, bu parayı elden evin sahibine teslim edemez çünkü transfer bankadan yapılmak zorundadır. Neden mi? Çünkü ortada böyle bir fiziksel yani elle tutulur bir para zaten yok!

Peki ne oldu… ABD kasasına gerçek 100 USD’yi koydu (rezerv olarak tuttu). Olmayan 900 USD’yi kredi verdi. Krediyi alan parayı zaten göremedi ve tekrar bankaya geri vererek kendi hesabına yatırdı. Şimdi ne oldu? Banka rezervi 900 USD daha arttı. Olmayan 900 USD artık “var oldu” ama dijital olarak. ABD bankacılık sistemi bu 900 USD rezervinin karşılığında tekrar (%10 rezerv kanununa göre) 8100 USD kredi verdi… Derken bu sistem kendi kendine olmayan paralar, kredi ve faiz ikilemi ile artırılarak devam etti…

O zaman bu alınan krediler nasıl ödenecek?

Tabii ki çalışarak… Fiziksel kölelikte insanlar yatacak yer ve yiyecek almak için çalışırlardı… Dijital kölelikte de 30 yıllığına aldıkları evlerinin kredilerini ve yiyecek giderlerini ödemek için çalışıyorlar. Bu arada az bir miktar para artırabilirlerse, o para da yönlendirildikleri teknolojik gereçleri satın alma dürtüleri vs. ile ellerinden alınıyor.

bcminer

Hemen bir örnek vereyim…

Birkaç yıl önce bir akılı telefon almak için, ülkemizdeki bir GSM operatörünün şubesine girdim. Telefonu nakit almak istedim ama satmadılar. Kredi kartı ile ödemek istedim ama kabul etmediler. Telefonu istiyorsam, kontratlı ve 12 taksitle (faturama yansıtılacak olan bedel ile) satın almak zorundaydım. Dikkat ederseniz, günümüz ekonomik sisteminde nakit her geçen gün azaldığı için insanlar dijitale yani kredi kartlarına ve dolayısı ile borç sistemine yönlendirilmektedirler.

Teknolojiden geldik nerelere! Ben yine Bitcoin’e döneyim.

Bitcoin mevcut parasal sistemin, farklı bir versiyonudur. Teoride, mevcut parasal sistemden biraz daha mantıklı bir sistemdir ama o da kısa bir sürede fiziksel para ile “bağlantı” kurmuştur. Sonunun ne olacağı ise meçhuldür…

Anlatmak istediğim şu ki Bitcoin, Yellow Money, Turuncu Portakal, Mavi Ördek gibi isimlerin verilmesinin hiçbir önemi yok…

Önemli olan sistemi anlayıp, sisteme göre yaşayabilmek. Çünkü para, borç demektir ve yukarıdan aşağı genişletilmiş bu borç çarkında en fazla borçlanan her zaman piramidin altındakilerdir.

İhtiyacınızdan fazla borçlanmamanız dileğim ile… Sevgimle kalın…

kalustsalcioglu.com

09_HWP_Kapak3Bu yazı, Hardware Plus Ocak 2014

sayısında yayınlanmıştır.

Kalust Şalcıoğlu Gazeteci, Yazar, Sosyal Medya Uzmanı 1978 yılında İstanbul’da doğup 1999 yılında inşaat mühendisi olarak iş hayatına atıldım. 2002 yılında İsviçreli bir inşaat şirketi ile Nijerya’ya gidip 17 ay bu ülkede yaşayarak, Nijerya’nın internet altyapısının kurulmasında, projelendirme ve uygulama alanlarında çalıştım. Türkiye’ye döndükten sonra askerlik hizmetimi tamamlayıp mobilya ve inşaat sektöründe yatırımlar yaptım. Sosyal medyanın 2011 yılında Türkiye’de özellikle siyaset ve halk arasındaki güncel iletişimdeki öneminin kavranmasıyla birlikte siyasal iletişim, siyasal koçluk ve seçim dönemi kampanya danışmanlıklarını yürütmekte olduğum kişi ve kurumlardan gelen talepler ile vermiş olduğum marka yönetimi danışmanlık hizmetimi sosyal medya yönetimi ile birleştirdim. Halen gazetecilik, yazarlık ve televizyon programcılığı alanlarında faaliyetlerime devam etmekteyim. Hakkımda merak ettiğiniz her şeye www.kalustsalcioglu.com’dan ulaşabilirsiniz.

Yorum yapmak için tıklayın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kalust Şalcıoğlu

“DİJİTAL DUYGULAR” Twitter Takipçi Mevzuu

Yumurta ister misiniz? Kahvaltıya değil, Twitter hesabınıza?

Hangi toplantıya girsem, hangi siyasetçiyle konuşsam, hangi şirketin IT’cisine rastlasam, hangi çapkın erkeğe denk gelsem derken tüm Türkiye’nin “dert”i aynı olmuş… Takipçi sayısı mevzuu… Her “Ne kadar nicelik değil, nitelik önemlidir!” diye anlatıp dursam da nafile… İlla o takipçi sayısı on binleri bulacak… Madem öyle, takipçi mevzuunda son durumu özetleyeyim…

Twitter hayatımıza girdiği günden beri, takipçi sayısı ile özdeşleşen bir mecra oldu. Takipçi sayımız ne kadar yüksekse o kadar “kaale alınan” bir insan olduk.

Başlarda takipçi sayımızı arttırmak için “insani” hilelerimiz vardı. Mesela önce kişileri takip ediyor, sonra onlar bizi geri takip edince belli bir süre bekliyor ve sinsice bu profilleri takipten çıkartıyorduk. Zaman içerisinde profilimizi takipten çıkartanları gösteren ve hatta bizi takip etmeyi bırakanlar olduğunda bize bildirim yollayan uygulamalar çıktı… Nihayetinde bu işin modası geçti.

Sonrasında kısa bir dönemi hilesiz geçirdik. Bu dönem Twitter’ın en “adil” dönemiydi. Ne kadar güçlü bir markamız varsa ve insanlarla ne kadar pozitif etkileşimde bulunabiliyorsak, o kadar da takipçimiz oluyordu. Tabii ki, beğenilmek ve ilgi görmek insan egosunun temel besin maddesi olduğu için birini takip etmediğimiz halde onun bizi takip etmesini sağlamak oldukça zordu. Bu çıkmazdan dolayı takipçi ihtiyacı üzerine çözümler üretilmeye başlandı.

İlk başlarda Twitter takipçi ihtiyacı milyonları bulmuyordu. Bugün ise hiç tweet atmayan bir ünlümüzün milyonlarca takipçisi olması gerekiyor! Düşünebiliyor musunuz, Türk vatandaşı bir “türkücü”nün, ABD Başkanının neredeyse onda biri kadar takipçisi var. ABD Başkanı, dünya gündemine oturmuş bir konu ile ilgili tweet yazdığı zaman 4 saatte 850 RT alırken, bir Türk “karpuzcu” 10 dakikada 7000 RT alıyor! Siz mantıklı bulduysanız ben de “inanacağım” mecburen… 🙂

kalust-yazı-02

Peki, bu durum ne kadar organik (gerçek), ne kadar değil (robot).

Öncelikle takipçi satın almanızın birkaç yolu var…

Yabancı robot (yumurta, yani gerçek olmayan) takipçi satın alabilirsiniz. Bu yumurta hesaplar bilgisayar programları kullanılarak açılıyor ama ömürleri pek uzun değil (Şu sıralar ortalama ömürleri 60 gün civarı). Bunu satın almanın en büyük sıkıntısı hesabınızdaki takipçi sayınızın, haftalar sonra ansızın birkaç saat içerisinde binlerce kişi birden düşmesidir.

Her ne kadar internette takipçi satanlar, bu takipçiler silindiğinde para iade garantisinden bahsetse de ben 30 TL için ABD’ye gidip adam döven İstanbullu duymadım.

Türk robot da satın alabilirsiniz ama Türk Malı “yumurta” satan programcı pek yok.

Diğer bir yöntem, yabancı gerçek takipçi satın almanız. Bu durumda size satın aldığınız takipçinin yaklaşık % 50 fazlası yükleniyor. Yani 10 bin takipçi için ödeme yaptıysanız size 15 bin takipçi yükleniyor. Çünkü sizi habersiz olarak takip eden (Program ya da uygulama sahipleri tarafından profiliniz takibe aldırılıyor) kişiler bunu fark ettiklerinde profilinizi takip etmeyi bırakıyorlar ve zaman içerisinde takipçi sayınız düşüyor ama yüklenen takipçilerin sıfırlanması çok uzun bir süre alıyor. Bu satın almalarda da ani düşüşler olması mümkün. Neden mi? Diyelim siz 30 bin takipçi satın aldınız ve hesabınıza 45 bin kişi yüklendi. Twitter’da sizi en son takip eden (ettirilen) hesap, takip edenler listenizde en üstte görünür. Yani işi gücü bırakıp, sayfa sayfa aşağı kayarak tek tek beni kim takip ediyormuş diye inceleyecek olsanız, 45 bin kişiyi taramak günler sürer. Dolayısı ile bu yüksek rakamlarda yükleme yapanlar 45 bin kişinin ilk 40 bin kişisi gibi bir rakamı robot olarak ve son 5 bin kişiyi ise bu gerçek kişilerden yüklemektedirler (art niyet tabii). Dolayısı ile siz “Gerçek takipçilerim var ve beni takipten bırakmıyorlar!” diye sevinirken bir sabah kalktığınızda toplu olarak robotlarınızın bir salgın hastalık nedeni ile öldüklerini ve sizi terk ettiklerini görebilirsiniz… 🙂

Aynı şekilde üçüncü bir yöntem de Türk gerçek takipçi satın almanızdır. Sistem olarak yabancı gerçek takipçi satın almaktan bir farkı yoktur…

Şimdi konunun olması gereken noktasına gelelim. Eğer iyi bir yazılım şirketiyle anlaşırsanız ve illa “Takipçi sayım artsın” diyorsanız, kendinize bir program ya da internet sitesi yaptırmanız en güvenli yoldur. www.haydingaritakipcikazanalimartik.net gibi bir site yaptırır da bu sitelerin veri tabanlarına Twitter kullanıcı adınızı ekletirseniz, siteye giren herkes sizi otomatik olarak takip etmiş olur. Buradaki sorun da, takipçi satın almaya vereceğiniz paranın çok daha fazlasını yazılımcıya vermek zorunda kalmanızdır. Şimdi diyeceksiniz ki “Yazılımcıya ödemeyi bir kez yapacağım”. Maalesef yanlış… Twitter sık sık yazılım ve güvenlik güncellemeleri çıkartmaktadır. Hemen hemen her güncellemede, siteniz kullanılmaz hale gelecektir ve yazılımcı eninde sonunda, sisteminizi güncellemek ve tekrar kullanılabilir hale getirmek için sizden bir ödeme isteyecektir. Bu arada şunu da unutmamak gerekir ki sizi yeterince kişi takip etmiyor derdi ile bu siteyi yaptırıyorsanız, aynı şekilde site de takip edilmeyecektir.

Site de olsa, Twitter da olsa, sorun takip edilmek demek ki… 🙂

Peki, bu sorun nasıl çözülür? Öncelikle yurt dışındaki profesyonel yazılımcılar, size kaybolmayan robot hesaplar satıyorlar ama maalesef ülkemizde hiçbir şeyin karşılığı ödenmediği için adamlar Türk müşteriden bıkmışlar… Çünkü önce sipariş edilip, takipçiler yüklendikten sonra iptal edilen PayPal ödemeleriyle uğraşmak başlı başına bir iş…

Ülkemiz Twitter kullanıcıları için en doğru yöntem, bu işi gerçekten marka değerlerini sarsmayacak kadar bilgili birine yaptırmalarıdır. Bu da Twitter’ı kendisidir. Yanlış anlamayın, Twitter takipçi satmıyor… Twitter’ın Türkiye temsilcisinden, resmi olarak reklam bütçesi satın alabilir ve bu bütçe ile hesabınızı tanıtabilirsiniz. Tabii profilinizi reklam ile tanıttığınız kişilerin “takip et” düğmesine basmaları için başarılı paylaşımlar yapmamanız durumunda paranız maalesef çöpe gidecektir.

Kalust-yazı01

Bir Okuyucu Sorusu

Soru: Arap Baharı ile güçlenen ve bir devrim aracı olarak algılanmaya başlanan sosyal medya kavramı sizce gelecekte kişileri daha mı özgürleştirecek yoksa sonumuzu mu hazırlayacak?

 

Cevap: Çok geniş bir alana yayılan bir soru ama günümüzde gelinen noktadan sonra, uzun yıllar sosyal medyanın yerini başka bir enstrümanın alabileceğini düşünmüyorum. Bence insanları kitleler halinde tepkilerini göstermek için özgürleştirip güçlendirmiş olsa da perdenin diğer tarafında sosyal medya ile insanları yönlendirmek de aynı şekilde kolaylaştı. Ben sosyal medyayı; yazılımcılar açısından analiz ve pazarlama amacına hizmet eden mecra, toplum açısından muhalefet mecrası (muhalefet derken sadece siyasi olarak algılamayın tabii, bir ürüne karşı da olabilir, hizmete karşı da ama özetle insanlar sosyal medya olmadan da övgülerinden daha çok yergilerini dile getirirlerdi), bireyler açısından da egolarını besleme ve tatmin etme mecrası olarak görüyorum.

Sosyal medya kişilerin egolarını büyütmelerini kolaylaştırdığı kadar, iç dünyalarında daha da mutsuzlaşmalarına neden oluyor. Sadece sosyal medya olarak düşünmeyin, gerçek hayatta da (ki belki sosyal medya da gerçek hayat) olduğundan daha zengin, akıllı, güçlü görünmek istemeyen yoktur. Sadece, sosyal medya bunu “başarmanın!” daha kolaylaştığı bir alan… Kişi yarattığı “sahte kendisi” ile sanal dünyada o “sahte ve abartı kendisine uygun” kişiler ile arkadaş olup bunu gerçek hayata taşıyamadığı zaman, iç dünyasında daha kolay bunalıma sürüklenebiliyor.

Neden eskisi kadar “sesli” iletişime geçmiyoruz? Sesli iletişimi yüz yüze görüşme ya da telefonda konuşma olarak algılayabilirsiniz. Artık ses çok değerli! Her şeyi yazıyoruz çünkü… Sadece sosyal medya olarak değil, mesela e-mail olarak da… Kişi sosyal medyada var olduğu sürece, kendisi ile aynı duyguları paylaşan (duygudaş) insanlar ile yüzeysel de olsa bir arkadaşlık paylaşıyor. Tanımadığı bu insanlarla olan dijital arkadaşlığı önemli olmasa da bu dijital arkadaşlardan kazandığı dijital duygular, küçük küçük birikerek toplamda psikolojisini etkileyecek büyüklüğe ulaşıyor. Twitter üzerinden yüzeysel arkadaşlıklar kurabildiği gibi, kişisel Facebook’undaki arkadaş listesine tanımadığı bir kişiyi dahil ederek özel hayatını o kişiye daha da açabiliyor.

Her ne kadar bireyler çevrimiçi dünyada tam olarak kendilerini yansıtmasalar da ister istemez fazlasıyla “açık” veriyorlar. Dolayısı ile aslında sosyal medya, tamamen “toplumu anlama mecrası”. Özellikle siyasilerin başarılı sosyal medya kampanyaları ile toplumu anlamaları ve siyasi duruşlarını bu yönde şekillendirmeleri ile ciddi başarılar kazanmaları da mümkün.

 

Nisan ayında görüşmek dileği ile… Sevgimle kalın…

kalustsalcioglu.com

001_HWP_Kapak_YeniBu yazı, Hardware Plus Nisan 2014

sayısında yayınlanmıştır.

Devamını oku

Kalust Şalcıoğlu

Kitap çıkmadan HWP okurlarına özel…

Dijital Marka Yönetimi kitabımın çıkmasına haftalar kala, sizlerden gelen soruları yanıtlamaya başladım. Bazı önemli okuyucu sorularına verdiğim cevapları aşağıda bulacaksınız… Faydalı olması dileğim ile…

 

Linkedin yazınızı keyifle okudum. LinkedIn kullanmanın gerekliliklerine değinmişsiniz. LinkedIn’in kullanılma amaçları nelerdir?

Linkedin’de oluşturduğunuz profiliniz sizin dijital bir özgeçmişinizdir. Bu profilinizde sosyal medya hesaplarınızdan tutun da, üye olduğunuz mesleki odalara, adresinize, daha önceki iş tecrübelerinize kadar her şeyi güncel olarak bulundurursunuz. Profesyonel şirketler personel alımında bulunmayacakları zaman bile düzenli olarak Linkedin taraması yaparlar.

Linkedin üzerinden kişilere davet gönderip, kabul etmeleri durumunda bağlantıları arasına girersiniz. Bu ikinci dereceden bağlantıdır. Linkedin üçüncü derece bağlantıya kadar profillerin detaylı olarak incelenmesine olanak tanır. Dolayısı ile profesyonel olarak sizin kariyerinize faydası olacak kişiler ile bağlantı (connection) kurmanız lehinizedir. Sizin ya da karşı tarafın daveti ile birbirinizin ağınıza dahil olduğunuz kişilerin (contact) profil güncellemeleri ve paylaşımları sizin haber akışınıza düşer. Bu da mesleki yaşantınız için bir artıdır. Linkedin Today uygulaması ile sektörel olarak makaleleri, paylaşımları takip edebilir bunları okuyabilir ya da daha sonra okumak için işaretleyebilirsiniz. Linkedin’de grup oluşturabilir ya da mevcut bir gruba dahil olabilirsiniz. Grup paylaşımı, gruptaki tüm kişilere ulaşır. Grubun avantajı, gruba dahil olan kişilerin birbirlerini tanıma gerekliliklerinin olmamasıdır.

Arama bölümünden faydalanarak iş ilanlarına, etkinliklere ulaşabilir ve contact listenizde olan birine uygun olan bir ilanı o kişiye gönderebilirsiniz. Aramanızı anahtar kelimelere ve meslek gruplarına göre detaylandırabilirsiniz. İş aradığınız bir pozisyon için kayıt oluşturarak size uygun bir iş ilanı girildiği zaman otomatik olarak sistemin size haber vermesini sağlayabilirsiniz.

Geçenlerde blogumu oluşturdum. Blog paylaşımlarımın altında yorum bölümünü aktif hale getirmeli miyim? Bu bana avantaj mı sağlar yoksa dezavantaj mı?

Kişisel blog da olsa kurumsal blog da yorum bölümü açık olmalıdır. Blogunuz kişisel olduğu için arkadaşlarınız etkileşime geçmek isteyeceklerdir. Arkadaşlarınıza bir konu anlattığınızı düşünün… Soru sormalarına, yorum yapmalarına, konuşmalarına ve fikirlerini söylemelerine izin vermezseniz sizinle arkadaşlık etmeyi keseceklerdir. Blog mantığı da budur. Kurumsal bloglarda ise şikâyetçi müşteriler ya da art niyetli kişiler paylaşımların altına hakarete varan yorumlar yazabilirler. Bu nedenle kurumsal bloglar, yorum bildirimlerini açık tutmalı ve her yorumu süratle kontrol etmelidirler. Tabii bu yüksek takipçi sayılı kurumsal bloglarda başlı başına bir iştir ve bu iş için birilerinin görevlendirilmesi şarttır.

shutterstock_136404113 (1) [Converted]-01

Blog adımı nasıl seçmeliyim ve içerik paylaşma sıklığım nasıl olmalı?

Ücretsiz blog sağlayıcılarında genelde “blog” uzantılı adlar verilmektedir ama profesyonel bir blog oluşturacaksanız domain adınızın herhangi bir yerinde blog kelimesinin geçmemesi benim kişisel tercihimdir. Paylaşım sıklığınıza gelince bu her gün de olabilir her hafta da… Burada önemli olan paylaşımınızın sıklığı değil zaman aralığıdır. Düzenli aralıklarla paylaşım yapmanız bloğunuzu daha canlı ve aktif gösterecektir. Kurumsal bloglarda ise içerik oluştururken ya kurum çalışanlarından faydalanılmalı ya da profesyonel blog yazarlarından destek alınmalıdır. Burada da önemli olan konuların kategorilere ayrılması, blogun düzenli olması ve tüm blog paylaşımlarının aynı kişinin kalemi ile düzeltilmesi yani aynı kurumsal dil ile yapılmasıdır.

Web üzerinde reklam verirken, reklam anahtar kelimelerimi doğru seçemediğimi düşünüyorum. Bunun yolu nedir?

Bunun cevabı oldukça detaylı ama size bir paragraflık çok basit bir yöntem önereyim. Ne iş yaptığınız, hangi markayı yönettiğiniz ya da anahtar kelimeleri hangi mecrada kullanacağınız önemli. Mimar mısınız, avukat mı, ses sanatçısı mı, siyasetçi mi… Girin Google’a, Twitter’a, Facebook’a… O sektörlerle ilgili birer kelimelik arama yaptırın… “Mimar, avukat, ses sanatçısı, siyasetçi…” yazın… Karşınıza zaten arama motorları tarafından ilk sıralara çıkartılmış sonuçlar gelecek. Amerika’yı baştan keşfetmemize gerek yok. Çıkan sonuçları ve linklerini inceleyerek kendi anahtar kelimelerinize çok daha rahat karar vereceksiniz. Geri kalanı da biraz deneyim ve markanızı tanımaktan geçiyor…

Orta büyüklükte bir işletmeyiz ve kurumsal sosyal medya yönetimine yabancıyız. Sosyal medya ajansı seçerken nelere dikkat etmeliyiz?

İşletmenizin büyüklüğünün sorunun cevabı için bir önemi yok. Artık müşteriler samimiyetin peşindeler. Dolayısı ile sosyal medyada şirketinizin dijital markasını yönetecek kişi, şirket bünyenizde yani kendi içinizde olmalıdır. Sosyal medya ajansına ödeyeceğiniz 1 aylık ücret ile görevlendireceğiniz ya da istihdam edeceğiniz personelinize konu ile ilgili gerekli eğitimleri aldırmanız mümkün olacaktır. Burada önemli olan ileride bir mağduriyete uğramamanız için sosyal medyada dijital markanızı yöneten kişinin sosyal medya hesaplarınızın şifrelerinize sahip olmamasıdır.

Birkaç markanın sosyal medya yönetiminden sorumluyum. Facebook hayran sayfalarında on binlerce takipçimiz olmasına rağmen gönderilerimizi yeterli kadar takipçi beğenmiyor (dolayısı ile yeterli miktarda yorum da alamıyoruz). Beğeni ve yorum sayısını nasıl artırabilirim?

“Yeterli” kelimesi göreceli bir kavram… Tam olarak rakamları yazmamışsınız ama bu genelin bir sorunu. Burada yapılan hata, Facebook’un ve diğer sosyal medya mecralarının ücretsiz zannedilmesi. Facebook’un dünya çapında yüzlerce çalışanı ve milyonlarca dolar yıllık gideri var. Bu büyüklükte bir şirketin bize bu hizmeti ücretsiz sağladığını düşünmemiz iyimserlik olur.

Facebook paylaşımlarımızı özellikle hayran sayfalarını beğenen kişilerin görmesinde bir algoritma var (bu yalnızca hayran sayfaları için değil kişisel Facebook profilleri için de geçerli). Bunu anlatırken formüllere girip kafanızı karıştırmayacağım.

Bir paylaşımın kişilerin haber akışında görünmesini etkileyen 3 etken var:

Paylaşım yapan profil ile paylaşımı görecek kişilerin ilişki durumu.

Paylaşımın ne zaman yapıldığı, üzerinden ne kadar süre geçtiği.

Paylaşımın aldığı yorum ve beğeni miktarı.

İlk iki maddeye müdahale etme şansımız yok ama beğeni ve yorum sayısını artırabiliriz. Nasıl mı?

Tabii ki reklam vererek yani Facebook’a para ödeyerek…

Reklam verdiğimizde ve gönderimizi ücretli olarak, sayfamızı beğenmiş ya da henüz beğenmemiş kişilere gösterdiğimizde yorum ve beğeni sayımız artacaktır. Bu da sayfamızın başarı puanını artırır.

Ara ara bizim için önemli olan gönderileri reklam vererek tanıtırsak, sonrasında yapacağımız paylaşımlar da olumlu olarak etkilenecektir. Yani sayfanızı 100 bin kişi mi beğenmiş. Gönderinizi bu 100 bin kişiye göstermenizin reklam vermekten başka bir yolu yok. Sayfa yöneticisiyseniz şunu aklınızdan çıkarmayın. Sayfanızı oluşturduktan sonra, düzenli olarak ama az ama çok, sayfanıza bir reklam bütçesi tanımlamalısınız.

Facebook hayran sayfalarına uygun fiyatlara takipçi yükleyen kişiler var. En azından Facebook hayran sayfasını ile açtığımızda birkaç bin kişi satın almak bize zarar verir mi? Çünkü kimse takipçisi 5 kişi olan bir sayfayı beğenmek istemiyor.

Bu bakış açısı kesinlikle yanlış. Kendi hayran sayfamdan örnek vereyim. Sayfamı ilk oluşturduğumda kişisel Facebook profilimde 1700 arkadaşım vardı. Bazısını birebir tanıyordum bazısını da tanımıyordum. Aşağıdaki gibi bir mesaj oluşturdum…

“Bundan sonra kişisel Facebook profilimi kullanmayacağım. Lütfen ekteki linkten hayran sayfamı beğenin… Kalust Şalcıoğlu”

Bu mesajı arkadaş listeme yolladıktan sonra kişiyi listemden siliyordum. Tabii bu mesajı aynı gün içerisinde yüzlerce kişiye yollamanız, Facebook profilinizin mesaj gönderim özelliğinin Facebook tarafından engellenmesine neden olacaktır çünkü Facebook bunu “spam” olarak algılar. Bunun için örneğin günde 15 kişiye bu mesajı yollayın. Bir ayda 200 kişi sayfanızı beğenecektir. Sayfanızı oluşturduğunuz an da günlük 3 USD gibi bir reklam bütçesini, sayfanızı beğenenlerin arkadaşlarına göstermesi için Facebook Reklam bölümüne tanımlayın. Sayfa yönetecekseniz az da olsa bir bütçeyi gözden çıkarmak zorundasınız. Sayfanızı 1 ay içerisinde beğenen 200 kişinin de listelerinde ortalama 100’er arkadaşları olsun. Reklamınızı “Falanca arkadaşınız şu sayfayı beğendi” olarak 20000 kişiye göstermiş oluyorsunuz. Buradan sayfanızı beğenenlerle sayfanızın beğeni sayısı katlana katlana artıyor.

Her işte olduğu gibi emek vermek Facebook’ta marka yönetiminde de sizi başarıya ulaştırıyor. Tabii bu reklam ve tanıtım sistemini uygularken sayfanızda düzenli olarak paylaşımlarda bulunmanız da şart. Doğru içerik yönetimini yapmazsanız ya da haftada 1 kez sayfanızda paylaşımda bulunursanız neden insanlar “yaşamayan” bir sayfayı takip etsinler ki.

Dolayısı ile sayfanıza beğeni satın almaktan lütfen uzak durun.

kalustsalcioglu.com

HWP10_KapakBu yazı, Hardware Plus Şubat 2014

sayısında yayınlanmıştır.

 

Devamını oku

Kalust Şalcıoğlu

Sosyal Medya Reklamı Sokak Çalışması

Uzun süredir özellikle Twitter kullanıcılarının, RT oranlarının düşüklüğü ve bunu artırmanın yolları konusunda sorularına maruz kalıyorum. Ben de son 10 günümü kendi Twitter hesabımda “deneysel” bir çalışma yaparak sorunun cevabını farklı bir yol ile bulmaya ayırdım. Bana göre mantıklı sonuçlar verdi ama araştırmalarımda benzeri bir çalışmaya rastlayamadığım için yorumu ve takdiri size kalmış tabii…

Geçen rakamlara geçmeden önce birkaç noktaya değineyim: Her ne kadar günümüzde Türkiye’de Twitter Facebook’a göre daha popüler olarak algılanmaya başlasa da, kullanıcı sayısı açısından Facebook’un gücü Twitter’ın yaklaşık 10 katı (36 milyona, 3,6 milyon gibi bir fark var). Buna rağmen Twitter’ın reklam maliyeti Facebook’un yaklaşık 2 katı. Twitter reklamlarını (sponsorlu reklamlar) büyük çoğunlukla kurum ve kuruluşlar kullanırken, bireysel kullanıcıların reklam kullanma oranı çok düşük. Bunun temel nedeni ise Twitter reklam bütçesi satın alabilmek (tanımlatabilmek) için Twitter Türkiye’ye ulaşmanın gerektiği. Oysa Facebook’ta hesaba tanımlı kredi kartı ile kullanıcı direkt olarak reklam verebiliyor. Geçenlerde bir müşterimiz için Twitter’da yaptığımız çalışmada aşağıdaki reklam grafiğini elde ettik. Reklam çalışması için kullandığımız “denek” ise şahsi Twitter hesabımdı.

Çok detaya girmeden özetleyeyim… Twitter’da reklam vererek 1 kullanıcıya sahip olmanın (hesabı takip ettirmenin) yaklaşık maliyeti 1,40 USD. Araştırma sonuçlarını değerlendirirken, toplantıda kahkahalara boğulduğumuz bir de diyalog yaşadık. Bir arkadaşımız kapının önüne çıkıp yoldan geçenlere 1,40 USD karşılığı yaklaşık 3 TL vererek daha zahmetsiz bir şekilde hesabını takip ettirebileceğini iddia etti. Araştırma araştırmadır… Dediğini yaptık. Öğlen saatlerinde işlek bir noktada stant açıp arkadaşımıza reklam bütçesi tanımladık (Reklam bütçesi 5 TL’lik bir desteydi, yani 500 TL). Standımıza uğrayanlara kısaca durumu (kampanyamızı) açıkladık. Her ne kadar mantıksız bir çalışma olarak görünse de, Twitter reklam modelini açıklamada eğlenceli ve insanların farklı bakış açılarının ortaya çıktığı sonuçlara tanık olduk. Bu sonuçlardan önce yukarıdaki “Twitter Reklam Grafiği”ndeki bazı değerleri yazalım ve sonrasında “Sokak Twitter Reklam” modellememize orantılayalım.

14.11.2013 tarihli dolar kurunu 2,042 TL olarak aldık.

Gerçek Twitter reklam çalışmamızda

Harcanan bütçe: 9514 USD x 2,042 = 19.428TL

Reklamın gösterim sayısı: 4,74 milyon

Reklam sonucu hesabı takip eden kullanıcı sayısı: 6789

Reklam bitimi takipçi başına maliyet: 19428 / 6789 = 2,86 TL

3. gün sonunda takipte kalan kullanıcı sayısı: 6211

3. gün sonunda takipçi başına maliyet: 19428 / 6211 = 3,13 TL

* Yukarıdaki örnekte kampanya bütçesi parçalı olarak farklı tarihlerde kullanılmıştır. Dolayısyla “3. gün sonunda” açıklaması ve değerleri her kampanya “parçacığının” devamındaki 3. gün değerlerinin toplamından elde edilmiştir.

Sokak Twitter reklam çalışmamızda

Harcanan bütçe: 500 TL

Reklamın gösterim sayısı (tahminen): 1300 (bizi fark eden kişi)

Reklam sonucu hesabı takip eden kişi sayısı: 136

Reklam bitimi takipçi başına maliyet :500 / 136 = 3,67 TL

3. gün sonunda takipte kalan kullanıcı sayısı: 9

3. gün sonunda takipçi başına maliyet: 500 / 9 = 55,56 TL

HardWarePlus-Dergisi---Aralik-2013---Sosyal-Medya-Reklami-Sokak-Äalismas..

Şimdi bir de şu açıdan bakalım: Geçenlerde bir vakfa, hazırladıkları bir videonun YouTube’da gösteriminde (seyredilmesi için) destek verdik. Hazırladığımız program, sosyal medya ve web sitesi anahtar kelime optimizasyonunu 4 gün boyunca her 20 dakikada bir güncelledi. 4 günde Facebook, Twitter ve Google reklamı için toplamda 427 TL harcadık ve Youtube’da videonun izlenme sayısı 40.711 oldu. Sonrasında vakıf kendi çalışmalarına başladı. O an biz optimizasyon ve reklamı durdurduk. Bir hafta boyunca vakıf 5 bin kişiye e-posta olarak videonun YouTube linkini açıklamasıyla birlikte yolladı. Video 3 televizyon programında duyuruldu. Ünlülere videonun linkinin paylaşıldığı Tweet’ler RT ettirildi. Sonuç olarak video 1 haftada 41232-40711=521 kez izlendi. Buradan şu sonucu çıkarabiliriz. Bir insanın ihtiyacı olan bir şeye yönelmesi / yönlendirilmesi ile ihtiyacı olmayan bir şeyin bir insana dayatılması arasında sosyal medya ve web boyutunda 40711/521=78 kat fark var (bu YouTube iyimser örneği). Diğer taraftan bizim Twitter reklam örneğimize göre de bu oran 6211 takipçi / 9 takipçi = 690 katına çıkıyor. Yazının başındaki RT ve favori konusuna dönersek, her sosyal medya mecrasının (ve her sosyal medya kullanıcısının) içeriklere göre ilgi gördüğü paylaşım gün ve saat aralıkları farklı. Bu nedenle de ancak doğru gün ve saatlerde, doğru kullanıcılara, doğru şekilde ulaşabilen sosyal medya hesapları başarıya ulaşabilir. Bu başarıya ulaşmada reklam bütçesi ve bu bütçenin doğru optimizasyon ile kullanılması da sonsuz önem taşır. Benim kişisel Facebook hayran sayfamın, Twitter hesabımın ve web sitemin aylık reklam bütçesi toplamda 1200 TL civarında. Her konuşmamda, verdiğim her eğitimde ve yazdığım her yazıda aynı noktayı vurguluyorum. Maalesef millet olarak her şeyin “bedava”sını seviyoruz.

Geçenlerde Türkiye’nin en iyi sosyal medya yönetim şirketlerinden birinin sahibi ve yurt dışında bu işin eğitimini almış bir dostum kendi sosyal medya profillerinin de benimkiler gibi başarılı olması için ne yapması gerektiğini sordu. Reklam bütçelemesini vs. anlattım. Aldığım yanıt ise “Bunu doğal yollardan yapmak istiyorum” oldu. Sadece Facebook hayran sayfasından yola çıkayım. Ben kendisinden Facebook için ayda 450 TL harcamasını istedim, yani günde 15 TL. Böylece markasına on binlerce TL’lik bir katkı sağlayacaktı. Ama kendisi bunu “mantıksız” buldu. Yani şunu mu anlamalıyım?: ABD’li günlük yüz binlerce dolar gideri olan Facebook şirketi, arkadaşımın kullanması ve marka değerinden para kazanması için “hayrına” bu yatırımı yapmış. İyiliksever Facebook!.. Aynı şeyler Twitter ve diğer sosyal medya mecraları için de geçerli. Diyeceksiniz ki “Herkesin ayda harcayacak 1200 TL’si mi var?”. Haklısınız ama bir de benim açımdan bakın. Bugün bir gazeteye 2 satır eleman aranıyor ilanı vermek bile günlük 300 TL. Dolayısı yla oranladığımız zaman benim marka yönetimim ve bana getirisi açısından 1200 TL fazlasıyla mantıklı. Şunu da belirteyim ki markanızı tanımıyorsanız, hedeflerinizi bilmiyorsanız ve reklam bütçenizi doğru kullanamıyorsanız 1200 TL’ye yapılanı 10 katı bütçe ile bile yapmanız mümkün değil.

Peki, her kullanıcı sosyal medyaya “para harcamak” ve reklam vermek zorunda mı? Tabii ki hayır. Ama bunu profesyonel marka yönetiminiz için kullanıyorsanız, hele ki bir kurum ya da kuruluş için açılmış hesaplarsa ama az ama çok bir reklam bütçesi tanımlamak zorundasınız, yoksa işiniz gerçekten zor. Görsel, yazılı ve işitsel medyanın gücü her geçen gün azalıyor. Şunu unutmayın: Sosyal medyada gerekli hamleleri yapamıyorsanız markanızın yok olması kaçınılmaz.

2014’te buluşmak dileğimle… Sevgimle kalın.

kalustsalcioglu.com

HWP08_Aralık_KapakBu yazı, Hardware Plus Aralık 2013

sayısında yayınlanmıştır.

Devamını oku