Sosyal medya
Huawei P40 reklamı

İnceleme

Kingdom Come: Deliverance (İnceleme) | HWP Özel

Kingdom Come: Deliverance (KCD) ilk bakışta “farklı” bir Skyrim oyunu gibi görünebilir ancak inanın bu çok yanlış bir düşünce olur. Yazının ilk başında size vereceğimiz tavsiye şudur “Bu bir SİMULASYON oyunu”.  Her ne kadar atmosferi bunu yansıtmıyor olsa da. Zaten KCD’nin ilk ve en büyük başarısı burada ortaya çıkıyor.

Kingdom Come: Deliverance bir Orta Çağ hayat simülasyonu

Oyun 1403 yılında geçiyor. Lakin oyun şu an üzerinde yaşadığımız Dünya’nın 1403’ünde geçiyor. Bu oyunda büyü, ejderha, garip yaratıklar beklemeyin. Sihirli nesneler, büyülü kılıçlar veya şeytan lordları bulunmuyor. Eğer oyunda nelerin olduğunu bilmek istiyorsanız açın Orta Çağ tarih kitabını ve 15. Yüzyılda Avrupa nasılmış, neler varmış okuyun. Nitekim oyunun yapımcısı Warhorse onun bir gömlek üstünü yapıp işinin ehli Orta Çağ tarihçisi/leri ile oturup oyunun geçtiği haritayı, mekaniklerini, hukuk sistemini ve hatta dünya görüşlerini oyunu kalbine koymuşlar.

Kingdom Come: Deliverance

Atla gel Henry

Kingdom Come: Deliverace size kendi karakterinizi yaptırmıyor. Irk, renk, tür gibi seçimler yok. Olay basit; insansınız. Yüzünüzün şekli şemali ile de uğraşmak gibi bir seçenek yok. Her zaman için aynı tipte ve Henry adında bir karakteriniz olacak. Şu anda Çek Cumhuriyeti (Bohemya) sınırlarında bulunan bölgedeki Skalitz adında bir köyde zamanında meşhur olan ancak sonrasında sineye çekilen usta demirci babanız ve çok sevgili tontiş yanaklı anneniz ile yaşıyorsunuz.

Henry sıradan bir insan. Ejderha soyundan ya da damarında yer altı lordunun kanı bulunan, kayıp büyücüler tarafından yetiştirilmiş bir ruhani varlık değil. Siz ne iseniz Henry de o. Lakin Henry’nin tek kötü şansı berbat bir zaman diliminde yaşıyor olması. 15. yy’da Kutsal Roma İmparatorluğu’nda çıkan kargaşa ve iki üvey kardeşin taht kavgası arada Henry gibi binlerce masum insanın yok olmasına sebep olabiliyor. Siz de Henry’yi bu dünyada ayakta tutmaya çalışıyorsunuz.

Gözümle görmesem inanmazdım

Size sürekli olarak yazı içinde bunun bir simülasyon olduğunu dikte etmeye çalışıyorum her ne kadar stüdyo oyununa açık dünya RPG dese de. Ki bu kesinlikle yanlış değil. Fakat açık dünya RPG tanımı bu oyun için gerçekten sade kalıyor. Kingdom Come: Deliverance’ın genel oyuncu kitlesi tarafından sevilmeyebilecek birkaç yanı mevcut.

Örneğin bu tür oyunların olmazsa olmazı “Tutorial” yani oyunu tanıtan ve aynı zamanda hikaye içinde size mekaniklerin nasıl işlediğini gösteren bölüm yaklaşık 1 ila 1,5 saat arası sürüyor. O da oyalanmazsanız. Ancak o süre boyunca tutroial kısmını sanki oyunun ortalarıymış gibi yaşıyorsunuz. Hele ki grafik ayarlarınızı Ultra High yapabilecek bir makineniz varsa ciddi anlamda o tutorial bölümü adete bir filmin epilogue bölümü gibi geçip gittiğini göreceksiniz. Belki de uzun zamandır çıkan hiçbir oyun beni bu derece heyecanlandırmamıştır. Ve bu heyecanımın tek sebebi “Gerçekçilik” olgusu.

Biliyorum şu anda anlattıklarım sizlere bendeki kadar etki etmiyor nitekim ben de gözlerimle görmeden inanmazdım ancak oyun sizi serbest bırakıp “Buyur dünya senin, gez dolaş” dediğinde sudan çıkmış balık gibi kalıyorsunuz. Etrafıma bakıp şimdi ne yapsam diye düşündüğümde Hery’nin baya acıkmış olduğunu lakin benim üzerimde ne yiyecek ne de para olduğunu fark ettim. Kaldı ki öyle her yerde uyumak da yok dolayısı ile ya bir kamp bulacaktım ya da oda tutmak zorunda kalacaktım. İşte o anda ne yapmam gerektiği dank etti; iş bulmam lazımdı! Bir oyunda para kazanmanın en etkili yolu görev yapmak değil mi? Henry için öyle bir şey söz konusu değil. Burası gerçek dünya dedik ya, dolayısı ile gerçek dünya kuralları geçerli. Öyle her köyde 10 tane görev çıkmıyor. Her görev sonunda Groschen’ler (15. yy’da Bohemia’daki para birimi) suratınıza yağmıyor. Hatta bir an geliyor ki 2 somun ekmek için bile görev yapabiliyorsunuz.

İşte böyle bir atmosfere sokan oyunda en kolay bulunacak iş askerlik. Zaten Henry’nin geçmişi de bu yönde ilerlemesine olanak sağlıyor ve daha ilk görevlerinizde cinayet çözmekten, sokak kavgasını ayırmaya, ulaklıktan çevreye dehşet salan eşkıyaları yok etmeye kadar farklı farklı işler yapıyorsunuz.

As-Üst İlişkisi

Elbette bunları başınıza buyruk yapmıyorsunuz. Daha doğrusu isterseniz yapabilirsiniz. Ama sonra komutanınıza daha da önemlisi size referans olan derebeyine hesap vermeniz gerekecek. Torpillisiniz ama sadece oyunun baş karakteri olduğunuz için. Geri kalan tüm kurallar o zamanda, o bölgede nasıl ise hepsi sizin için de geçerli. Buna fizik kuralları olduğu kadar görgü kuralları da dahil. Dünya demirci oğlu Henry etrafında değil Kingdom Come: Deliverance’da da kendi etrafında dönüyor. Dolayısı ile birisi size “Öğle vakti kilisenin orada beni bekle” derse ve siz gitmezseniz o zaman sonuçlarına katlanacaksınız. Bu yüzden görevler kısmı ve harita hiçbir RPG oyununda olmadığı kadar önemli. Hepsini okuyun!

Lord Henry çocuğum

İşin sonunun nereye varacağı size bağlı. Yüksekten atlayarak da ölebilirsiniz, hayatınızda 3 savaş da geçirebilirsiniz. Hırsızların en adisi de olabilirsiniz, lordlarla aynı masaya da oturabilirsiniz. Kaldı ki “ölmek” kısmı hariç bunları aynı anda yapmanız da bir derece mümkün. Oyunda seçenekler belli kurallar dahilinde genelde 3 ya da 4 adet. Dolayısı ile bir görevi belli bir yoldan başaramadığımızda emin olun ki sizin karakterinizin özelliklerine uygun bir seçenek de mevcut. Elbette bu sizin sevdiğiniz bir seçenek olup olmaması ise Henry’i oynamak istediğiniz şekilde yetiştirmeniz gerek.

Kingdom Come: Deliverance’ın kayıt mekaniği de bu bağlamda “çakal” oyunculara yönelik. Oyun belli noktalarda kendi kayıtlarını alıyor ve bu özellikle ana görevde sizi çok geriye götürmeden oyunun tadını çıkartmanızı sağlıyor ancak bu mekaniğe dünyada boş boş dolaşmak için güvenirseniz çok kez üzülür ve sinirlenirsiniz. Bu bağlamda yapımcılar kişisel kayıtlarınız için size iki seçenek buluyor birincisi uyumak, ikincisi ise Saviour Schnapps adındaki alkol. Envanterimize bu içecekten en fazla 3 tane alabiliyoruz. Dolayısı ile göreve çıkarken çantayı Saviour Schnapps ile doldurmak gibi bir hayaliniz olmasın. Kaldı ki bu içecek dükkanlarda 100 Grosche’nin altında da bulunmuyor. Öte yandan simya (Alchemy) yeteneği ile kendi içeceğinizi de hazırlayabiliyorsunuz ancak elbette sayı sınırı yine geçerli.

Bir diğer kayıt seçeneği ise uyumak. Henry bir yerde uyuduğunda oyun o noktadan kayıt alıyor. Lakin burada da  “çakal” oyunculara karşı alınmış tedbirler var. Ben 50 saat üzeri oyunumda şunu fark ettim ki Henry’nin uyuyarak kayıt alması için seçenekleriniz yol ve şehirlerin kıyısında bulduğunuz kamplar ve parayla tavernalarda tuttuğunuz odalar. Özellikle ana görev içinde değilseniz, yani etrafta boş boş dolanmak ya da yan görevlere takılmak istiyorsanız o zaman Henry’nin güvenli ev olarak gördüğü mekanlar her zaman uyuduğunuzda kayıt almıyor. Örneğin oyunun başlarında ilk güvenli mekanınız Theresa’nın amcasının Rattay’daki değirmeni. Bu mekan açıldıktan sonra belli bir süre her uyuduğunuzda kayıt alırken bir süre sonra her uyumanız oyunun kayıt olmasını sağlamıyor.

Bu sistem belki pek çok oyuncuyu sinirlendirip soğutabilir ancak Warhorse’un “Zart-zurt kayıt almayın a dostlar” mantığının doğrudan oynanış zevkini üç dört kat arttırdığını belirtelim. İddia ettiğim gibi bu çok tatlı grafiklere sahip simülayson oyunu olduğu için tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi KCD’de de hiç beklemediğiniz anda ölebilir, mallarınızı yitirebilir ya da muhteşem bir servete denk gelebilirsiniz. Eğer her aksiyon öncesi kayıt alıp başa dönmek gibi bir takıntınız var ise maalesef Kingdom Come: Deliverance sizin saçınızı başınızı yolduracak bir oyun olur.

El kılıcını görmeden kendininkini Claymore sanma

Kingdom Come: Deliverance’ın beni benden alan ancak bir o kadar da küfür kıyamet ettiren ikinci özelliği ise dövüş sistemi. Aslına bakarsanız KCD pek çok açıdan “Bu ne yaaa” gibi eleştiriler alacak bir oyun ise bu eleştirilerin %90’ını  dövüş sistemi alacaktır. Özellikle ok kullanmak. Hemen ondan başlayacak olursak; KCD’de ok kullanmak başlı başına bir iş. Henry her yeteneği (skills) ve özelliği (stats) gibi okçuluğunu da kullana kullana geliştiriyor.

Gerçek hayatta hiç ok attınız mı bilmiyorum ancak hiç de kolay bir iş değildir. Yayı tutmaktan germesine, hedef almasından gücünüzü ayarlamasına kadar pek çok şey işin içine girdiği gibi bir de elinizin kolunuzun paramparça olması gibi bir sıkıntı vardır. Ondandır ki orta çağ zamanında okçuların hep bileklikleri bulunur. İşte gerçek hayatta geçerli olan bütün bu kurallar birebir fizik kuralları ile birlikte Henry için de geçerli.

Şöyle bir örnek verecek olursam oyunda 10-12 saat geçmişken Hans Capon adında bir soylu ile kılıç ve ok konusunda düello yapıp ikisinde de onu yendim ve karşılığında usta bir okçu ve avcı olan genç Capon’un eski yayını kazandım. Lakin henüz oyunun başlarında olduğum için kuvvetim (strenght) 3, çevikliğim (agility) ise 2 puandı. Capon’un oku ise kullanıcısından  kuvvet ve çeviklikte 5. seviye olmasını istiyordu. Baldur’s Gate gibi efsane olmuş RPG serisinde bu tür durumda karakteriniz o silahı elinize dahi ALAMAZDINIZ. Lakin Kingdom Come: Deliverance’da böyle bir durum söz konusu değil.

Oyunda gördüğünüz bütün silahları elinize alıp kullanabilirsiniz ANCAK onları adam gibi kullanmak için sizden istediği yetenek seviyelerine ulaşmış olmanız lazım. Ben Capon’un yayını ilk defa kullanmaya çalıştığımda Henry yayı elinde 3-5 saniyeden fazla tutamıyordu. Bırakın tavşan avlamayı, 10 metre öteye bir ok fırlatamadığı için ben de 2-2 özellik isteyen “köylü yayı” ile yoluma devam edip sonrasında Capon’un okunu kullanmaya başladım.

Aynı şey yakın dövüş için de geçerli. Kingdom Come: Deliverance’da yay haricinde yakın dövüş (melee) veya yumruk yumruğa (unarmed) kavga seçenekleriniz mevcut. İkincisi genelde tavernalarda kullanışlı olurken yakın dövüş silahınız sizin HER ŞEYİNİZ. Neyi nasıl kullanacağınız tamamen size kalmış. Kılıç, balta, gürz, sopa ve mızrak türlerinden bir tanesini seçin ve o silahı en az 5. ya da 6. seviyeye gelene kadar elinizden bırakmayın. Sürekli silah değiştirmek sizi uzmanlığa çok daha geç götüreceği için özellikle haritanın batısına gitmek istediğinizde 3-4 vuruşta ölüp gideceksiniz. Dolayısı ise size tavsiyem kullanmak istediğiniz silah türünü baştan seçin ve uzun bir süre onunla savaşın. Bunun yanında avcılık gerektiren görevleri de hızlıca yaparsanız okçuluğunuzu da paralel olarak geliştirebileceksiniz. Elbette kılıç bu çağda en yaygını iken Kingdom Come: Deliverance da size oyunun başında oldukça güzel bir kılıç sunuyor. Elbette onu kullanıp kullanmamak size kalmış.

Yakın dövüş sisteminde bilmeniz gereken şey sol fare tuşu kesici, sağ fare tuşu ise delici vuruşlar yaptığınız. Saldırıları bloklamak için sadece Q tuşunu kullanıyorsunuz. Servetinize göre bunu ya kolunuzla, ya elinizdeki silahla ya da kalkan ile yapıyorsunuz. Delici saldırı tek bir açıdan ibaret iken kesici saldırıları 5 farklı açıdan yapabiliyorsunuz. Kılıcınızı çektiğinizde karşınıza çıkan ortası noktalı beşgen benzeri nişangahtan nokta sizin delici saldırı hedefinizi, çubuklar ise kesici saldırı açınızı  gösteriyor. Elinizdeki silahı başınızı üstünden, soldan, sağdan, sol attan ve sağ alttan savurabilirsiniz. Fareyi bu beş yönden birisine milim oynatıp o yöndeki çubuğu kırmızı yaptığınızda sol fare tuşuna basmanız saldırıyı gerçekleştirmenizi sağlıyor. Okurken biraz kafa karıştırıcı gibi gelse de aslında uygulaması oldukça basit. Fakat uzman olması da ciddi dikkat isteyen bir sistem.

Oyunun başlarında bir yüzbaşı sizinle kılıç talimi yaparken dövüş mekaniğinin hepsini size anlatıyor. Dolayısı ile en azından burası için yazıları dikkatli okuyun, eğer yetmezse İngilizcesi iyi olan bir arkadaşınızı yanınıza oturtun çünkü gerçek hayatta kılıç kullanmak oldukça zor bir iştir. Kingdom Come: Deliverance’da bu elbette biraz daha basitleştirilmiş olsa da yine pek çok oyuna nazaran ciddi anlamda odaklanma isteyen bir iş.

Her şeyden önce “spamlama” dediğimiz, sürekli farenin sol tuşuna basarak “50 kez savurayım, vuran vurur” mantığı ile giderseniz nefessiz kala kala dayağı yersiniz. Her hamlenizin bir güç (stamina) gerektirdiğini unutmayın. Kılıcınızı her savurduğunuzda stamina’nız bir miktar azalıyor. Dolayısı ile sürekli saldırı yaparsanız 4. hamleden sonra kuvvetiniz kalmayacak ve kılıcınızı savuramadığınız gibi kendinizi de daha zor savunacaksınız.

Burada önemli olan “sabır” ve “dikkat”. Öncelikle gözünüzü rakipten ve silahından ASLA ayırmayın. Nitekim savunmanızı saldırının geldiği taraftan yapmanız gerek. Yine aynı şekilde rakibe ne taraftan saldıracağınızı da onun pozisyon alışına göre belirlemelisiniz. Art arda saldırı yasak değil elbette. Hatta silah yeteneklerinde (skills) ilerledikçe açabildiğiniz kombolar mevcut ancak bu gözünüzü kapatıp silahı karşıya savurmakla bir değil. 3-4 hamleden ibaret bu saldırılar içinde kesici ve delici hamleler bir arada bulunabiliyor. Art arda yapılan vuruşlar başarılı olduğunda rakibin savunmasını da yıkabiliyor. Elbette işin daha detayları var ki bunu ancak oynayarak görebilirsiniz.

Soğan gibi zırhlı

Dövüş sisteminin ikinci ayağı ise üstünüzdeki zırh. Kingdom Come: Deliverance’da zırh sistemi de gerçekçilik ile birebir örtüşecek şekilde zamanın koşullarına uygun. Oyunda tek bir parça zırh giyince iş bitmiyor. Kingdom Come: Deliverance’da zırhlar baş, gövde ve bacak olarak 3 ana kategoriye ayrılıyor. Bunlar ise kendi içlerinde; head 4’e, body 6’ya, bacak kısmı ise 4’e ayrılıyor. Dolayısı ile Henry’yi tam takır donatmanız için toplamda 14 farklı zırh parçasına ihtiyacınız var. Bunları tamamlamadan hayatta kalamaz mısınız? Elbette kalırsınız. Konu o değil, sadece tıpkı o zamanın savaşçılarının yaptığı gibi deri zırhınızın üstüne bir zincir örgü, onun üstüne de bir tane metal zırh giyebiliyor olmanız.

Zırhınızın savunma yeteneği gibi fiziki durumu (condition) da önemli. Bir zırhın savunma yeteneği (defence) 20 iken kondisyonu 0 (sıfır) ise o zırh size en fazla 7 savunma yeteneği verir. Sayıları tamamen salladım ama siz mantığı anladınız işte. Dolayısı ile zırhlarınızı tamir ettirmeye özen gösterin. Ya da yaptığınız loot’larla sürekli olarak yenileyin. Kondisyon mu, savunma yeteneği mi diye soracak olursan savunma yeteneği her zaman ön planda kalır, ancak sıfır konsidyonlu örgü zırha karşılık gıcır gıcır sertleştirilmiş deri size daha fazla savunma verecektir.

Zırhlar inanılmaz pahalı. Yani 14 parçayı almak istediğinizde 10K’nın üzerinde parayı gözden çıkartmalısınız. Üstelik de para hiç de kolay kazanılmıyor. Sizlere daha başta oldukça güzel bir zırh edinmek için ufak ipucu:

“Talmberg’den kaçmak için asker üniformasına ihtiyacınız olduğunu öğrendiğinizde oyun sizi maymuncuk (lockpick ) alarak kale kapısının üstündeki odada bulunan sandıktan çalmaya yönlendiriyor. Buradan çıkan zırh işinizi görse de daha iyisi sizi bekliyor. Sandığın bulunduğu odaya geldiğinizde merdiven ile yukarı çıkın. Karakterinizdeki ses (Noise) kısmı 10 ve altına gelene kadar üstünüzdekileri çıkartın ve eğilerek (C) yürüyüp dışarı çıkın. Zamanlamanıza göre hemen altınızda ya da surun daha ilerisinde, tabağa benzer kaskı bulunan bir asker tek başına nöbet tutuyor olacak.  Arkasına gizlice geçerek F tuşu ile onu bayıltın ve kendisini gözden uzak bir yere saklayarak üstündeki bütün zırhı alın. Bu zırh beni neredeyse 20-30 saatlik oynanış boyunca gayet güzel idare etti. Bu sırada etraftan bulduğunuz diğer zırhlarla da eksikleri desteklersiniz.

Yalnız bir tavsiye, bu yolun başarılı olması için Henry’nin az biraz kuvvete abanması gerekiyor. Dolayısı ile oyunun EN BAŞINDA anneniz ile konuşurken yaptığınız iki seçimden en az bir tanesini Strenght seçin derim. Nitekim alaşağı etmeye çalıştığınız kişi profesyonel bir asker iken siz bir demirci çocuğusunuz. Ben anama sıktığım yalanlardan ilkini strenght ikincisini speech seçtim ve ilk seferde (siz aynı yoldan gitseniz de ilkinde tutmayabilir denemeye devam edin) askeri etkisiz hale getirdim. Elbette bunu yaparken etrafta kimsenin olmamasına dikkat edin.” 

Bu yöntemi de Jahrein’in yayından gördüğümü belirtmek isterim. Dolayısı ile başka tesadüf yollara da rastlayabilirsiniz.

Zırh konusunda dikkat etmeniz gereken bir diğer nokta da her zırhın üç farklı koruma çeşidi sağlaması; saplama (stab), kesme (slash), sert darbe (blunt). Size saldıranın silahına göre zırhınız çok dayanaklı da olabilir, tişört gibi de kalabilir.

Yetenek ağacı oğlum benim

KCD hakkında daha nice şeyler yazılsa da artık bir noktadan sonra olay laf salatasına döneceği için sizlere yetenek kısmından da söz ederek konuyu toparlamak istiyorum.  Oyunda iki temel yetenek kategorisi mevcut; savaş ve savaş dışı. Savaş yetenekleri içinde genel savaş (warfare), savunma (defense) ve silahsız dövüş (unarmed) yeteneklerinin yanında dört temel silahın da (balta, yay, kılıç, gürz) kendi kategorileri bulunuyor. Silahsız yeteneklerde ise simya (alchemy), içicilik (drinking), herboloji (Herbalism), atçılık (horsemanship), avcılık (hunting), kilit açma (lockpicking), eşya bakımı (maintenance), cepçilik (pickpocketing), okuma (reading) ve gizlilik (stealth) dalları bulunuyor.

Bütün bu yetenekleri geliştirmek için seçenekleriniz onunla ilgili bir kitap bulup okumak, işi erbabından (parasıyla) öğrenmek ya da uygulamak ki en nihayetinde uygulama kısmını mutlaka gerçekleştirmeniz gerekiyor. Dolayısı ile bir yeteneği ne kadar çok kullanırsanız Henry ve siz ilgili konuda o kadar iyi olacak.  Silah kısmında yukarıda belirttiğim gibi belli bir silah seçip onda uzmanlaştıktan sonra (merak etmeyin zamanınız olacak) diğerlerini deneyin. Warfare için sürekli kavga etmeniz yeterli, nasıl olduğu önemli değil. Unarmaed için bazı noktalarda paralı dövüşler bulabilirsiniz. Yay kısmı için en iyi spor avcılık. Hem çok hızlı gelişiyor hem de iyi para getiriyor. Lakin dikkat, her ormandan sorumlu, bölgenin lorduna bağlı bir avcı mevcut. ve ondan izinsiz avlanmak yasak. Dolayısı ile yakaladıklarınızı satarken veya taşırken dikkatli olun!

Diğer yetenekler ise sosyalleşme, kirli işler ve altın bilezik niteliğinde bir arada bulunuyor. Bunlardan özellikle değinmek istediğim ikisinden ilki okumak. Orta çağda okuma yazma sadece soylulara ve şanslı azınlık alt tabakada görülen bir yetenekti. KCD’de de durum aynı. Basit bir demirci çocuğu olan Henry’nin de okuma-yazması yok. Ama olması sizin elinizde. Zaten etrafınızla  bol bol konuşursanız Uzhitz adlı şehirdeki katipten (scribe) bu yeteneği elde edebileceksiniz. Bunda da bir ipucu vereyim:

“Ara videodan sonra katip Henry’den ilk önce bir kitap okumasını isteyecek. “Altın Yumurtlayan Kaz” hikayesi olan bu kitap sonunda katibin sorusuna 3. seçeneği “Greed” cevap olarak verin. Ardından okuduğunuz Latince yazıdan sonra gelen soruya ise ikinci seçeneği cevap olarak vererek sınavları da geçerek bonus kazanabilirsiniz.”

Okuma yeteneği öyle kozmetik falan değil. Yetenek seviyesi sıfır iken Henry bir kitap açtığında harfler karma karışık çıkıyor. Yeteneği geliştikçe pek çok kelimeyi rahatça okuyabiliyorsunuz. Bu hem yetenek kitaplarından faydalanmanızı sağlıyor hem de simya gibi yetenekleri kullanabilmenize imkan kılıyor. Buradan da değinmek istediğim ikinci yetenek simyacılığa gelmek istiyorum. Pek çok oyunda bu yetenek karşımıza çıkmış olsa da KCD’de bambaşka. Oyunda simyacılık orta çağda nasıl yapılıyorsa birebir aynı şekilde işlenmiş durumda. Detaylı olarak anlatmaya gerek yok ancak işlemlerin sırası, kaynama derecesi, doğru sürede pişirme gibi detaylar mevcut. Eşya bakımı ise genel olarak silah, zırh ve kıyafetlerinize ne kadar iyi baktığınızla alakalı bir durum.

Her yeteneğin kendi içinde perk denen artı yanları mevcut. O yetenekte belli seviyelere ulaştığınızda bu perk’ler açılarak belli noktalarda işlerinizi kolaylaştırıyor.

Şam’daki kayısısı

Ben bu incelemeyi ağzımın suyu akarak yazmış olsam da Kingdom Come: Deliverence tam anlamıyla ya çok sevilecek ya da “Bu ne beaaa!” dedirtecek bir oyun. Crusader Kings gibi incik cıncık detaylara takılmayı seviyor ve GERÇEKÇİLİĞE önem veriyorsanız o zaman bayılacaksınız. öte yandan “Aaa, gerçek dünyada geçen Skyrim” diye sarılırsanız o zaman hiç hoşunuza gitmeyecek. Altında mükemmel bir emek, çok ilginç yetenek mekanikleri (cepçilik ciddi anlamda gördüğüm en ilginç sistem. benim hoşuma gitti şahsen) ve gerçeğe bağlı kalma sadakati beni benden aldı.

Lakin hiç mi eksik yanı yok? Elbette var. Bu kadar detaylı bir oyunun saçma sapan hatalarla dolu olması kaçınılmaz. Ben bu yazıyı yayına aldığımda kullandığım 1.2.5 versiyonunda birçok hata giderilmiş olsa da daha hala oyunun en başında Kuresh ile olan görevinizde görevi tamamlayamama hatası ile karşılaşabiliyorsunuz. At kullanmak bazen ölüm olabiliyor. Belli görevlerde sizin istediğin yöntem maalesef teknik sıkıntılar yüzünden imkansız olabiliyor ancak bunların hepsi giderilebilecek sıkıntılar olduğundan 3 ay  sonra hatasız bir oyun ile karşılaşmış olacağız.

Fallout: New Vegas’tan beridir hiç bir oyun için bu kadar ağız dolusu incelme yazmamıştım, ama anlaşıldığı gibi ben KCD’nin ikiye ayıracağı tarafın “sevenleri” kısmındayım. Hatasıyla güzellikleri ile alkışı hak eden bir oyun olmuş Kingdom Come: Deliverence. Dileriz ki Viking, Osmanlı, Moğol gibi farklı DLC’ler ya da stand alone ürünler görürüz Warhorse’tan.

Sağlıcakla…

Yorum yapmak için tıklayın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İnceleme

En hızlı ve en pahalı kablosuz ağ sistemi! | Asus ZenWiFi AX (XT8) incelemesi

En hızlı ve en pahalı kablosuz ağ sistemi! | Asus ZenWiFi AX (XT8) incelemesi

Asus ZenWiFi AX (XT8) incelemesi ile karşınızdayız. Kablosuz ağ ve veri aktarımında en hızlı bağlantıyı arayanlar için üretilen ZenWiFi AX XT8 detaylarını Aydoğan ve Kerem aktarıyor.


İlginizi çekebilir; Wi-Fi 6 (802.11ax) nedir? | Asus RTAX58U ve PCE-AX58BT ile göz atıyoruz


Asus ZenWiFi AX (XT8) incelemesi

Türkiye’de yeni tanıştığımız mesh sistemlerinin en güçlüsü konumunda olan ZenWiFi AX (XT8) toplamda 6’dan fazla odalı ve 550 metrekare genişliğindeki alana kadar kablosuz internet bağlantınızı rahatlıkla yayabiliyor.

8K canlı video yayını takip edebileceğiniz kadar güçlü bir konumda olan ZenWiFi, en güncel 802.11ax standardını yani Wi-Fi 6 bağlantısını destekliyor. Asus’un AiMesh teknolojisinin bir ürünü olan ZenWiFi AX, bir router ya da mesh cihazından isteyeceğinizin fazlasını rahatlıkla sunabiliyor.

TrendMicro ortaklığıyla AiProtection ile güvenli bir internet bağlantısı sağlayabileceğiniz üründe OpenVPN, IPTV gibi destekler de mevcut. Arkasında 4 tane RJ-45 portu yer alan cihaz, rakiplerine nazaran daha geniş bir kablolu bağlantı imkanı da sunuyor. Böylece wifi desteği olmayan cihazlarınıza kolaylıkla bağlantı sağlayabiliysiniz.

Asus’un son dönemdeki ağ ürünlerindeki benzer kolaylığı da bu cihazda görüyroruz. Bilgisayara ihtiyaç duymadan Asus Router mobil uygulaması üzerinden kolayca kurulum ve yönetim Asus ZenWiFi AX (XT8) modelinde mevcut. Ebeveyn Deneyimi, Adaptive QoS, cihazlara erişim engeli ya da bağlantı hızı sınırlaması atama gibi tüm işlemleri akıllı telefonunuzdan saniyeler içinde yapabilirsiniz. Hatta üründeki USB portuna bir depolama cihazı bağlayarak bir başka cihaza ihtiyaç olmadan direkt olarak bu ürün üzerinden dosya indirme işlemi de yapabilirsiniz.

Şu anda Türkiye fiyatı belli olmayan Asus ZenWiFi AX (XT8) modeli özellikle profesyonel kullanıcıların kablosuz hızlı veri aktarımı yapabilmesi, çok katlı evlerde ikamet eden ve internet sorunu yaşamak istemeyen bireysel kullanıcıların da rahat edebilmesi için tasarlanmış bir model. 400-450 dolar civarındaki fiyatı da en iyi mesh sisteminde en yüksek parayı vermeniz gerekliliğini de gösteriyor.

Devamını oku

Aksesuar

TP-Link TL-PA4020P powerline başlangıç kiti inceleme

Yazan:

TP-Link TL-PA4020P powerline başlangıç kiti inceleme makalemizde, evinizdeki interneti elektrik hattı üzerinden dağıtabileceğiniz ürünün detaylarına iniyoruz. Bakalım iki powerline adaptöre sahip bu başlangıç kiti, kullanıcılara neler sunuyor?

Powerline adaptörler ne işe yarıyor?

Dilerseniz ürünün detaylarına geçmeden önce, powerline adaptörlerin kullanım amaçlarına çok kısa değinelim. Elektrik hattı üzerinden evinizdeki interneti dağıtmaya ve böylece internetin ulaşmadığı yerlerdeki probleme çözüm olan bu cihazlar, özellikle çok katlı evler için oldukça mantıklı bir çözüm. Zira bildiğiniz gibi internet problemini çözmek için aslında Wi-Fi menzil arttırıcı gibi çözümler de kullanılıyor ancak kat farkı gibi mesafenin ve engelin çok olduğu senaryolarda bunlar efektif bir çözüm olmuyor. Ancak Powerline adaptörler interneti direkt olarak elektrik hattı üzerinden dağıttığı için, kat farkı veya aradaki mesafeler fark etmeksizin yüksek performanslı bir internet ağına evinizin her köşesine dağıtılabiliyor.

TP-Link TL-PA4020P kutu içeriği, tasarım ve kurulum

Bizim incelediğimiz model ‘başlangıç kiti’ olarak geçiyor. Yani içerisinde iki adet Powerline adaptörü yer alıyor. Kutu içeriğinden ayrıca hızlı başlangıç klavuzu ve iki adet Ethernet kablosu çıkıyor.

Adaptörlerin tasarımına baktığımızda ön tarafta priz girişinin olması önemli bir detay. Zira bazı powerline modelleri, üzerinde priz girişi bulunmadığı için evinizdeki prizi işgal ediyor ve o prizlerin farklı ürünler için kullanılmasını engelliyor. Ancak TP-Link TL-PA4020P modellerinin üzerinde priz girişi de yer aldığı için, evinizdeki prizleri yine farklı ürünler için kullanmaya devam edebiliyor ve aynı zamanda internetinizi ölü noktalara ulaştırabiliyorsunuz.

Tasarım tarafında her iki modelin de alt tarafında 2’şer tane Ethernet yuvası bulunuyor. Bu yuvalar ile birlikte internete bağlamak istediğimiz cihazlar arasında bağlantıyı gerçekleştiriyoruz. Ayrıca tabii ki bu bağlantılardan bir tanesini, modem/router ile powerline arasındaki bağlantıyı gerçekleştirmek için kullanmak durumundayız.

Performans değerleri ve teknik özellikleri

TP-Link TL-PA4020P KIT, HomePlug AV teknolojisiyle birlikte 300 metreye kadar mesafe desteği ile internetinizi evinizin farklı noktalarına taşıyabilme kabiliyetine sahip. Ayrıca hız olarak da 600 Mbps’ye kadar bir destek sunuyor.

Son olarak ürünün teknik detaylarında dikkat çeken bir konuda güç verimliliği. Zira model, kullanılmadığında verimli Güç Tasarrufu moduna geçiyor ve enerji tüketimini %85’e kadar azaltıyor.

Devamını oku

Kulaklık

Oppo kablosuz kulaklık modeli Enco W31’in kutusunu açtık!

Oppo

Oppo Enco W31 modeli firmanın duyurusuyla birlikte ülkemizde satışa sunulmuş oldu. 599 TL’lik fiyatıyla piyasaya sürülen cihazımızın elimize geçen kutusunu da sizlerle birlikte açmış olacağız.


İlginizi çekebilir: Oppo Reno 3 detaylı incelemesi | Helio P90 ile oyun testi!


OPPO, kısa bir süre önce duyurduğu Enco W31 model kablosuz kulaklığını, 599 TL satış fiyatıyla Türkiye’de pazara sunmaya hazırlanıyor.

Çoğu akıllı telefon ile uyumlu olarak çalışan kulaklık, frekans cevabını iyileştirmek için tasarlanmış çift kompozit termoplastik poliüretanlar (TPU) ve grafen diyaframlar kullanıyor. En aktif ve dinamik kullanıcılara ayak uyduran Enco W31, su ve toz direnci ile de farkını ortaya koyuyor.

Oppo

 

Rüzgardan dolayı oluşan hışırtılı sesleri engelleyen kulaklığın her iki tarafında iki adet dahili yüksek hassasiyetli mikrofon ve aramalar sırasında arka plan gürültüsünü engellemek için tasarlanmış bir çevresel gürültü önleme algoritması mevcut.

Oppo Enco W31, müzik tarzına göre ses modu seçiyor

OPPO Enco W31 kulaklıkta tercih edilen müzik tarzına göre iki farklı ses modu bulunuyor. Pop ve klasik müzik dinlemeyi tercih edenler için frekans aralığında sesi eşitleyen bir denge modu, rock ve EDM tarz müzik dinleyenler için de düşük frekansları artıran bir bas modu kulaklığın öne çıkan özellikleri arasında yer alıyor.

Oppo

Beyaz renge sahip OPPO Enco W31 model kulaklıklar, 599 TL fiyatıyla Türkiye’de satışa sunulacak. Rakipleri oldukça güçlü olan modelimizin ilerleyen günlerde incelemesini gerçekleştireceğiz.

Devamını oku