Sosyal medya
MSI reklamı

Rehber

Televizyonunuz için doğru ses sistemi nasıl seçilmeli | HWP Özel

 Orijinal yayın tarihi: Hardware Plus Dergi (Sayı:: 46 – 2017 Şubat)

Bugün iyi bir televizyonun parasını verip de her şeyi hallettiğinize inanmak istediğinizi biliyoruz. Malum, ülkenin ekonomik durumları kendisini alenen gösterir oldu artık ve sürekli bir şeyler almanın vatandaşın cebine pek bir yararı yok. Ama bir televizyona yüklü bir para verdiğinizde ne yazık ki her kalemi bir anda tamamlamış ve rahata ermiş olmuyorsunuz. Özellikle cihazlarımız büyüdükçe ve inceldikçe kayıp yaşadıkları konunun başında ses geliyor. Siz de kaliteli bir televizyon aldığınızda, bu televizyonun ses kısmını telafi edecek bir çözüm bulmalısınız. Bunun için de biz varız, çünkü piyasada birçok farklı marka ve alternatif varken, bunların hangisinin sizin ihtiyacınıza uygun olduğunu tanımlamanıza yardımcı olacağız.

reklam

 Televizyonunuz için doğru ses sistemi seçerken önemli olan kaynaktadır

Öncelikle ses sistemlerinin işleyeceği o ham verinin ne olduğuna bakalım. Bu da aslında sizin televizyon karşısında ne izlediğinizle alakalı. Eğer oturup herhangi bir hizmet sağlayıcısından televizyon kanallarını izliyorsanız, zaten alacağınız ses piyasanın en kalitesiz ve en alt düzey hizmeti olacaktır. Herhangi bir sertifikaya sahip olmayan, en fazla PCM kalitesinde olan (ki onlar için de çok pahalı decoder’lere sahip olmanız ve üst seviye hizmetlerden yararlanmanız gerekli) bu hizmetler için çok da uçmanıza gerek yok.

Ama Netflix gibi, kendi bünyesinde düzgün işlenmiş (ve internetiniz elverdiği sürece) tüketebileceğiniz ses kaynakları olduğu anda işler biraz daha ciddiye binmeye başlıyor. Ama bu işin tepe noktası, gidip satın aldığınız Blu-Ray filmlerde bitiyor. Eğer ki Blu-Ray gibi yüksek kalite bir kaynağı tüketmeye alışkınsanız, o zaman ses sistemine de iyi para gömmeniz gerekiyor diyebiliriz.

BİR NOKTAYA TEKRAR PARMAK BASMAK GEREKLİ: TELEVİZYONUNUZ İÇİN SES SİSTEMİ ALACAĞINIZ ZAMAN KESİNLİKLE İKİ ÖNCELİĞİNİZ OLMALI: BULUNDUĞUNUZ ALAN VE TÜKETTİĞİNİZ İÇERİK. YOKSA TELEVİZYONUNUZUN KONUMU, YA DA DEKOR GİBİ KONULAR GERİDE KALIYOR. NE TÜKETTİĞİNİZ VE NEREDE TÜKETTİĞİNİZ ÖNEMLİ.

Cihaz Kalitesi

Şimdi bir konuyu açıklığa kavuşturalım: Bu skala sound bar’lardan, yani televizyonun altına yerleştirilen bir şerit halindeki hoparlörlerden başlayıp fiyatı binlerce doları bulan ve sizi çevreleyen (surround) ses sistemlerine dek gidiyor.

Arada bir yerlerde 5.1 ev sinema sistemleri de bulunuyor elbette, onunla ara sıra yarışan 2.0 ya da 2.1 özel tasarım stereo hoparlörler de var. Bunların bir kısmı popüler televizyon markalarıyla aynılar, yani TV seti üreten birçok firmanın sound bar’ını ya da 5.1 ses sistemini bulabiliyorsunuz piyasada. Ama gerçekten aradığınız şey “kalite” ise bu ürünleri elinizin tersiyle itmeli, onların yerine işi tümüyle ses olan firmalara yönelmelisiniz. Tabii bu da kesenin ağzını açmak oluyor. Aynı şekilde donanımın detaylanması, montajın zorlaşması ve işin profesyonelleşmesi söz konusu.

Soundbar

Ses ailesinin en dibinde sound bar’lar bulunuyor. Kendileri, aralarında gidip en pahalısını alsanız bile surround ses ya da ev sinema sisteminden daha kötü performans sunacak durumda. Ama televizyonunuzun hoparlör sisteminden katbekat iyi olduğunu bilmeniz gerekli. Sound bar’lar, bir şerit şeklinde yerleştirilmiş hoparlörlere ve genelde ayrı bir subwoofer ünitersine sahiplerdir. Yüksek frekanslı sesler sound bar’dan takdim edilirken bass, yani düşük frekanslı sesler subwoofer’dan sunulur. Sound bar’ların artıları, öncelikle pratikliklerinden başlar. Kablolama ya da montaj konusunda sizi zorlayacak hiçbir yanları yoktur.

Televizyonunuzun önüne (ya da altına) konulan bir şerit çoğu zaman ekranınıza kablosuz olarak bağlanır (uyumlu bir marka aldığınızı varsayarsak) ve en fazla subwoofer’ın kablolama çözümüyle uğraşmanız gerekir. Tümüyle kablosuz olan sistemler de bulunmakla birlikte elektriğin bir yerden geleceğini unutmamak gerekli. Bu doğrusal ses cihazları size subwoofer’la birlikte 2.1’lik bir hoparlör sisteminin kalitesini verebilirler. Sound bar’ların göz boyama odaklı “surround” ya da “3D” gibi ses modları bulunur ama bunlar genelde aldığınız sesin kalitesini kötü etkileyen efektlerden öteye gidemezler.

Bir sound bar, asla ama asla çevresel bir ses sistemi kadar odayı dolduramaz. Ama onlar gibi montaj zorlukları olmadığından ve televizyon hoparlörünün üstünde performans gösterdiklerinden, son olarak her modeli olmasa da genelde daha ekonomik olduklarından doğru bir tercihtir. Eğer sadece televizyon kanalları kaynağı tüketicisi iseniz, sound bar’dan ötesine çok da ihtiyacınız yok demektir. Çünkü sizin izlediğiniz içerikler zaten stereo (yani 2 kanal) olacağı için bunu 5 kanala yaymanın düzgün bir yolu olmaz.

Ayrıca aldığınız sesin birim kalitesi de yine çok üstün ses sistemlerine ihtiyaç duymayacağınız bir seviyede olacağı için sıkıtı yaşamazsınız. Sound bar’lara dair son bir artı özelliği daha belirtelim: Televizyonun altına düzgün bir şekilde yerleştikleri için konuşma sesini ortadan ve tüm odanın düzgünce alabileceği şekilde yaymayı başarırlar. Özellikle 2.1 Hi-Fi sistemler gibi alternatifler göz önüne alındığında sesin merkezden gelmesi konusunda başarılı bir sonuç çıkarırlar yani.

Stereo Hi-Fi

Çizgiyi biraz yukarıya taşıdığımızda ise karşımıza çift hoparlörlü sistemler geliyor. Bu stereo, yani bir sol ve bir sağ hoparlörden oluşan sistemler aslında düşündüğünüz kadar basit ya da özensiz değiller. bir kere üst modellere çıktığınızda sonraki aşamada anlatacağımız 5.1 ev sinema sistemlerinden daha kaliteli ses sunmaları olası. Çünkü herhangi bir TV üreticisinden öte gerçekten işi ses olan firmaların ürettiği hoparlörler olurlar bunlar. Ayrıca bu hoparlörleri bağlamak için bir çeşit amfiye ihtiyacınız olacaktır.

Piyasada Blu-Ray oynatıcısı olanları, ya da doğrudan doğruya müzik setinin içine gömülmüş halde olanlar bulunmakta. Farkındaysanız bir sound bar’a göre hem artan masraftan, hem de artan ekipmanlardan bahsediyoruz. İki hoparlör, kendilerine özel kablolarla birlikte işi zorlaştırmaya başlıyor. Ama en azından televizyonunuzun iki yanında birer tanesini yerleştirecek yer bulduğunuz takdirde dolgun sesler almanız çok daha olası. Eğer isterseniz, bu seti bir adet subwoofer ile 2.1 noktasına çıkarabilirsiniz. Ama çoğu kaliteli hoparlör kabini zaten bass’ların frekansındaki sesleri kaldırabilecek bir teknolojiyle geliyor.

Bu sistemlerin en büyük problemi, ortada bir hoparlör barındırmamalarıdır. Sound bar’ların sesi merkezden verebilme özelliği, özellikle konuşmanın fazla olduğu içerikler tüketecekseniz önemliyken burada hangi yöne daha yakın oturuyorsanız oradan sesi daha güçlü almanızı sağlar. Bir diğer konu ise iki adet güçlü hoparlör yine size daha fazla ses çıkısı sağlasa da gücü fazla merkezi yerden dağıtmanın problemi olarak yakında oturanların kulaklarının rahatsız olmasına sebebiyet verebilir. Bir zamanlar, sinemalar çok yönlü hoparlör teknolojilerine geçmeden önce perdenin arkasına yerleştirilmiş kabinlerle ses çıkışı verilirdi. O nedenle ev surround ses sistemi öncesinde de yine benzer bir durumu evlerimizde yaşıyoruz diyebiliriz.

Ev sinema sistemleri

Gelelim bol hoparlörle işlerin iyice karıştığı, biraz daha profesyonelleştiği ama aynı zamanda montajın da zorlaştığı yerlere. Ev sinema sistemleri özünde bolca farklı hoparlörün doğru noktalara yerleştirilmesi ve buna uygun ses içeriğinin bu kanallardan size iletilmesi esasına göre çalışır. Önce elemanlardan bahsedelim. Bizler, Türkiye’de standart olarak 5.1, yani 5 ana hoparlör ve 1 subwoofer’dan haberdarız. Dört hoparlör ön ve arkaya stereo hoparlör yerleştirilir gibi konulur. Arta kalan beşinci hoparlör ise televizyonun merkezine denk gelecek şekilde yerleştirilir.

Sound bar’ların avantajlı olduğu o merkezden konuşmaları verme özelliği surround ses sistemlerinde de geçerlidir. Surround, zaten yazının başında “çevreleyen” olarak da tanımladığımız bir kelime olduğundan ses sisteminin tam da bunu yapması sağlanır. Burada üç büyük problem var tabii ki: İlki montaj. Çevreleyen ses sistemlerinin hoparlör sayısı Türkiye örneğinde 5 iken yurtdışında 9.1’e kadar çıkabilmektedir. Bu da etrafta 5 (ya da 9) farklı hoparlörün subwoofer’a bağlanacağı kablolarının çekileceği anlamına gelir. Tüm bu kabloların geçişi, kullanıcıyı ve yaşam alanını oldukça sıkıntıya sokabilecek şeyler. mBu işi daha profesyonel hale getiren şeylerin başında da bunun planlaması geliyor zaten.

Sizi bu kablolamadan kurtaracak bir şey var ama: Ev sinema sistemlerinin kablosuz versiyonları da bulunmakta. Tabii seskalitesinin düşmesi, etrafta bulunan kablosuz bağlantının miktarına göre parazit oluşturması, hatta ve hatta bir miktar gecikme süresinin eklenmesi de cabası. Kimi zamanlar pille, kimi zaman ayrı birer elektrik kablosuyla çözüm sunan bu kablosuz ev sinema sistemleri aslında bayağı yol kat ettiler. Ama doğru tercihin bu olup olmadığını, sesin kalitesine ne kadar önem verdiğinize göre belirlemeniz lazım. İkinci problemimiz birimhoparlörlerin kalitesi.

Başta dediğimiz gibi, televizyon üreten birçok firma nasıl ki sound bar üretiyorsa, aynı şekilde 5.1 ses sistemi ürettiklerini de görebilirsiniz. Ama bu hoparlörlerin birim olarak ne kadar yüksek ya da düşük frekansı verebildikleri önemli. Genelde dikkat çekmeyecek ölçekte küçük ve zarif tasarlanan bu hoperlörlerin özellikle düşük frekansta sundukları yelpaze düşük kalır. Böyle zamanlarda daha kaliteli, uzmanlığı ses olan firmaların çözümlerine yönelebilirsiniz.

O zaman gördükleriniz küçük ve zarif hoparlörlerden daha iri ve derinlikli kabinlere doğru kayar. Bu da önemli bir faktör, sonuçta bulunduğunuz yerin görüntüsünü değiştirmeniz gerekli. Yani normal bir salonu kocaman kabinlerle doldurmak, ses kalitesinden feragat etmenizi engelleyecek ama hanım ile başınızı muhtemelen derde sokacaktır. O zaman üçüncü probleme gelelim: Ki o da sesin kaynağı. 5.1 ya da daha üstü bir ev sinema sistemi aldığınızda, bu ses sisteminde neyi tüketeceğiniz de bir o kadar önemli. Sesin gerçekten 5 kanal kaydedilmiş içerikleri tüketirken her şey yolunda gidecektir. Sağlam bir Blu-Ray film izleyicisiyseniz ya da Netflix gibi dijital streaming servisleri kullanıyorsanız o zaman en azından doğru kanallardan içerik tüketeceğinizi bilmelisiniz.

Tabii Blu-Ray oynatıcınızın da o sesi kullanılır hale getirecek çözücülere (decoder) sahip olması gerekli, ama bu da artık standarda oturtulmuş bir şey olduğundan sıkıntı yaşayacağınız bir durum olmaz. Tek sorun, Netflix gibi çözümlerde Blu-Ray’deki kalitede frekanslar alamayacak olmanız. Bu da doğal olarak binlerce TL verip aldığınız o muazzam ses sisteminde birçok frekanstan mahrum bir film zevki yaşayacağınız anlamına geliyor. Hele bir de televizyon kanalları tüketiyorsanız vay halinize.

O kanallarda 5.1 herhangi bir ses düzenlemesi yapılmadığı için televizyonunuzun ya da ses sisteminizin bu işi sanal olarak yapmasına izin vereceksiniz. Bu da hiçbir zaman orijinal bir eserin kalitesini yakalayamaz. Hatta msound bar’larda olduğu gibi sesi büken, ona efekt ekleyen bir çözüm seçerseniz kaliteyi düşürmeniz bile söz konusu. O nedenle işi bu raddeye getirecek, bir ses sistemi alacaksanız öncelikle tükettiğiniz içeriğin bu masrafa ve salon düzenlemesine değeceğinden emin olmalısınız.

Sonuç

Evet, ana kalemleri sizlerle paylaştık. Bunların artı ve eksilerini de gözler önüne sermeye çalıştık. Farkındaysanız bu dosyada size doğrudan bir ürün ya da gam önermekten çekiniyoruz. Çünkü her ürün yelpazesinin ve her modelin kendilerince artı ve eksileri mevcut.

Kullandığınız televizyona, amfinizin olup olmamasına ya da salonunuzun şekline deyin birçok kalem var dikkate alınması gereken. Bu da sizin için sunduğumuz bir giriş yazısı, eğer her bir sistemin derinlerine inmemizi talep ederseniz bize konuya dair ulaşmanız yeterli. Dergi olduğumuza bakmayın, sizlerle etkileşime girmek her zaman bizleri mutlu etmekte.

                                              – Sarp Kürkcü

3 yorum

3 yorum

  1. Ali

    5 Ağustos 2018 at 20:10

    Meraba yazınızı okudum bana müzikde ve sinemada en kaliteli sesi ve dolgun yumşak baslar verecek profesyonel bir ses sistemi tafsiye verebilirmisiz yer sorunum yok bu arada bütçemde 8 bin tl falan ayıra bilirim şimdiden teşekkürler

  2. Ali

    5 Ağustos 2018 at 20:17

    Meraba yazınızı okudum bilgiler için teşekkürler ben evime profesyonel bir ses sistemi almayı düşünüyorum genelde müzik dinlemek için ama hiç filim izlemiyecem anlamana gelmiyor yer sıkıntımda yok butçem 7 bin 8 bin civarı nasıl bir ses sistemi tafsiye edersiniz şimdiden teşekkürler ?

  3. Deniz

    23 Mart 2019 at 14:04

    Merhaba, bu aydınlatıcı, kısa ama doyurucu bilgiler için teşekkürler. Baktığım hiç bir yerde böyle makul bilgiler yoktu. Bir tane sony bluray 5.1 almayı düşünüyordum ama bir mağazada soundbar la ilgili kafam baya karışmıştı. Şimdi soundbar almaktan uzaklaştım biraz daha 🙂 ama tabii eğer cevap verebilirseniz sormak istediğim şey kablolu sistemlerin mesafelerini ayarlamak için kablolarını uzatıp uzatamayacağım sorusu. Çünkü bu konuda da kafamı karıştırdılar. Cevap vermeseniz de şimdiden teşekkürler. Başarılı bir yazıydı.

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel

En iyi modem modelleri – Satın almadan önce nelere dikkat etmelisiniz?

Yazan:

En iyi modem modelleri makalemizde, bir modem satın almadan önce nelere dikkat etmelisiniz konusunu açıklıyoruz. Ayrca ihtiyacınıza göre satın alabileceğiniz modelleri de sizin için sıralıyoruz.

Bildiğiniz gibi modemler, evimizde ya da işyerimizde internet kullanabilmek için ihtiyaç duyduğumuz yegane ürün. Ayrıca son dönemde akıllı TV, akıllı telefonlar, tablet, dizüstü bilgisayarlar ve diğer internet bağlantısına sahip ürünlerin artması, seçeceğimiz modemin önemini arttırdı. Hem kablolu hem de kablosuz bağlantının stabil ve hızlı olabilmesi adına, güncel teknolojileri bünyesinde barındıran bir model seçmek şart. Dilerseniz ilk olarak modem satın almadan önce dikkat etmeniz gereken kriterleri sıralayalım.

reklam

En iyi modem modelleri için MediaMarkt modem fiyatları bağlantısına göz atmanızı tavsiye ederiz.

Modem satın alırken nelere dikkat etmek gerek?

Bu konuda göz önüne almanız gereken ilk kriter, evinizde veya ofisinizde kullanacağınız internet paketinin ne olduğu. Zira modemler, destekledikleri bağlantı türlerine göre birbirlerinden ayrılıyor. Bu noktada bildiğiniz gibi ADSL, VDSL, VDSL2 ve fiber gibi farklı bağlantı türleri karşımıza çıkıyor. O nedenle eğer evinizde VDSL2 bağlantısını kullanacaksanız, bu bağlantı türüne uyumlu bir modem almanız gerekiyor.

En iyi modem modelleri -2

Modem satın alma kararı vermeden önce dikkat etmeniz bir diğer konuda hem kablolu hem de kablosuz bağlantı desteği. Zira güncel bir modem satın alıyorsanız, Ethernet bağlantısı tarafında Gigabit desteği olması önemli. Kablosuz bağlantı tarafında ise 802.11ac ve 802.11ax standartları arasından bir seçim yapmanız gerekiyor. Eğer günümüzün en iyi kablosuz bağlantı desteğine, yani Wi-Fi 6’ya sahip olmak istiyorsanız bu konuda 802.11ax destekli bir model almak oldukça mantıklı olacaktır. Zira hem Wi-Fi 6 ile birlikte gelen tüm yeni özelliklere sahip olur hem de uzun süre değiştirmeden kullanabileceğiniz bir model satın almış olursunuz. Tabii ki bu noktada Wi-Fi 6 özelliklerinden faydalanabilmek için modeminizle birlikte akıllı telefon veya PC gibi ürünlerinizin de bu desteğe sahip olması gerektiğini unutmayın.

Genel hatlarıyla aslında modem satın almadan önce dikkat etmeniz gereken temel konular bunlar. Ancak tabii ki kişinin ihtiyacına göre dikkat etmesi gereken ek özellikleri de unutmamak lazım. Örneğin eğer çocuklu bir aileden bahsediyorsak “ebeveyn kontrol” desteği sağlayan bir modem almak, çocuklarınızın internetteki güvenliğini sağlayabilmek adına işinizi kolaylaştıracaktır.

En iyi modem modelleri

ADSL için modem tavsiyesi

Eğer ADSL bağlantısı için bir modem ihtiyacınız varsa, bu standarta uygun oldukça da bütçe dostu birçok model var. Örneğin TP-LINK TD-W8961N modeli.

ADSL2+ standartına kadar bağlantı desteği sunan modelde iki adet yüksek çekim kapasitesi sunan 5dBi Wi-Fi anten bulunuyor. Beyaz renkli sade bir tasarım anlayışına sahip model, “kolay kurulum sihirbazı” sayesinde dakikalar içerisinde hazır hâle gelebiliyor. WPS tuşu sayesinde, ağınıza dahil etmek istediğiniz farklı ağ ürünlerini tek bir tuşla birbirine eşleştirebilmek mümkün. Son olarak SPI güvenlik duvarları ve WPA2 şifreleme gibi özellikler de modemin öne çıktığı noktalar arasında.

VDSL / VDSL2 için model tavsiyesi

Eğer evinizde VDSL ya da VDSL2 standartında bir internet bağlantısı kullanacaksanız, Zyxel VMG3925 gibi bir modem almalısınız.

En iyi modem modelleri -1

802.11ac kablosuz ağ standartını destekleyem model, 1300 Mbps’e kadar kablosuz bir hız sunabiliyor. Arkasında 4 adet gigabit Ethernet yuvası barındıran cihazda ayrıca ağa dahil etmek istediğiniz farklı ürünler için bir de USB yuvası konumlandırılmış. Bu modelin ilginç yanlarından biri “G.vector” teknolojisini kullanıyor olması. Veri akış hızını düzenleyen bu teknoloji, özellikle oyun oynayan ve stabil bir bağlantıya ihtiyaç duyan insanlar için oldukça faydalı.

Bu içerik MediaMarkt desteğiyle hazırlanmıştır.

Devamını oku

Akıllı Telefon

Oppo Reno 3 Pro ile bir hafta | Tüm detayları ile Oppo deneyimi neler sunuyor?

Oppo Reno 3 Pro ile bir hafta | Tüm detayları ile Oppo deneyimi neler sunuyor?

Oppo Reno 3 Pro ile bir hafta geçiren Aydoğan’ın Samsung telefonlarından sonra Oppo cihazlarını neden sevdiğini ve artılarını anlatıyor.


İlginizi çekebilir; Oppo Reno 3 Pro incelemesi | 6.500 TL eder mi?

reklam

Oppo Reno 3 Pro ile bir hafta

Bir seneyi aşkın süredir Samsung Galaxy S10+ kullanan Aydoğan, Oppo Find X2 ve Reno 3 koleksiyonu ile Oppo ile resmen tanışmasının ardından neden Oppo’yu sevdiğini, Reno 3 Pro ile tüm detayları ile aktarıyor.

Tasarımsal olarak şık ve oldukça hafif bir telefon olan Reno 3 Pro, 171 gram ağırlığında. Ayrıca 7,7 mm inceliği ile elinizi yormadan tek elle kullanıma da imkan sağlayabilecek yapısıyla dikkat çekiyor. 6.5” 2400 x 1080 piksel çözünürlüğündeki AMOLED tabanlı ekranı 90 Hz tazeleme hızı sunuyor. Bunun yanı sıra DCI-P3 renk gamut desteğiyle de dizi, film ve oyun keyfinizde oldukça farklı ve keyif verici bir deneyim vadediyor. Elbette bunun Dolby Atmos destekli stereo hoparlörleri barındırması gibi avantajı da yadsınamaz bir gerçek.

Snapdragon 765G daha önce yaptığımız testlerde zirvede yer alırken Adreno 620 grafik işlem birimi de tüm oyunları en yüksek ayarda oynayabilmenize olanak tanıyor. Bu sayede canlı bir ekranda, stereo hoparlör eşliğinde üst seviye ve 90 Hz akıcı bir oyun deneyimi sizi bekliyor. Diğer bir yandan 12 GB RAM ve 256 GB depolama alanı ise çoklu uygulama kullanımı ve uygulamaları geri çağırma gibi birçok konuda size geniş bir bellek ve depolama alanı sağlıyor.

Üstün özellikler

48 MP çözünürlüğündeki dörtlü kamerası fotoğraf ve video performansında oldukça tatmin edici ve beklenmedik kalitede sonuçlar verirken video sabitlemesi ile rakipsiz bir noktada olduğunu da söylemek mümkün. 32 MP ön kamerası ise fazlasıyla iyi sonuçlar verebiliyor. 2x optik, 5x hibrit ve 20x’e dijital yakınlaştırma yapabilmek Oppo Reno 3 Pro ile mümkün.

4025 mAh değerindeki bataryasını 30 W VOOC 4.0 şarj ile hızlıca doldurabilen cihaz 20 dakikada %50 şarj edebiliyor. NFC ve Wi-Fi ac ile BT 5.1 bağlantı teknolojilerine sahip olan telefon şık ve başarılı bir telefon olmayı başarmış.

Ayrıca Kapalı Ekran Saati, ekran ışık efektleri, Soloop, koyu mod, akıllı kenar çubuğu, uygulama kilidi gibi Color OS 7.0 ile gelen avantajlar da kullanım deneyiminizi ileriye taşımayı başarıyor. Soloop özellikle Instagram başta olmak üzere sosyal medyada paylaşmak için videolar üretebilmeniz adına oldukça yardımcı olacaktır.

Devamını oku

Anakart

TRX40 nedir? Neler sunuyor? | ROG Strix TRX40-E Gaming

AMD’nin genel son kullanıcı kitlesinden ziyade profesyonel kullanma yönelik geliştirdiği Threadripper işlemci ailesi 3. nesli ile yenilendi. PCIe 4.0 başta olmak üzere birçok yeniliği de kazanan bu yeni nesil sTRX4 soketi ve TRX40 platformuna geçiş yaptı. Biz de bu yazımızda ROG Strix TRX40-E Gaming anakartı ile TRX40 platformunun detaylarına bakıyoruz.


İlginizi çekebilir; ASUS, AMD Ryzen destekleyen TRX40 serisi anakartları duyurdu!

reklam

Nedir bu Threadripper ?

Threadripper ailesinin AMD kanadı tarafından geliştirilen, Intel tarafında Xeon işlemcilere rakip konumlandırılacak fazlasıyla çekirdek barındıran işlemciler olduğunu belirtebiliriz. Yani bireysel kullanımdan ziyade work station olarak bilinen iş istasyonları ve sunucular için geliştirilmiş devasa bir işlemcidir Threadripper.

Render, 3B modelleme, oyun gelliştirme gibi profesyonel alanlarda kullanılabilen bir aile olan Ryzen Threadripper, 64 çekirdek ve 128 izlek gibi oldukça üst seviyelere de çıkmayı başarıyor. 88 adet PCIe 4.0 hattına destek verebilen ECC destekli 4 kanal DDR4 gibi avantajları da mevcut.

3. nesil ile beraber 24 çekirdekli 3960X, 32 çekirdekli 3970X ve 64 çekirdekli 3990X işlemcileriyle güçlenen AMD Ryzen Threadripper, rahat ve sorunsuz çalışabilmek adına da TRX40 platformunu kullanan anakartlara ihtiyaç duyuyor. Biz bu yazımızda ise ASUS’un ROG Strix TRX40-E Gaming anakartına göz atacağız.

ROG Strix TRX40-E Gaming

ASUS’un sTRX4 soketi için geliştirdiği 6 farklı anakart modellerinin üst seviye olanlarından biri haline gelen ROG Strix TRX40-E Gaming, oldukça dikkat çekici ve afilli bir tasarıma sahip.

İlk dikkat çeken detaylardan biri olan bellekler noktasında dört kanallı bellek kontrolcüsü yer alan kartta sekiz yuvada toplamda 256 GB’a ve 4666 MHz’e kadar DDR4 bellek kullanılabiliyor. 3 M.2 bağlantı noktasına sahip olan ROG Strix TRX40-E Gaming’de PCIe 4.0 x4 destekli 3 farkı 5 GB/sn okuma ve yazma değerleri sunan depolama birimleri kullanılabilir. Ayrıca kartta 8 adet SATA 6Gb/s bağlantı da bulunmakta.

Panel ve bağlantı noktalarıyla beraber toplamda 13 adet USB 3.2 Gen 2, 8 adet de USB 2.0 bağlantı desteği yer almakta. Anakart bağlantı tarafında da oldukça iddialı. Bluetooth 5.0 desteği ve 2.5G Ethernet ve yeni nesil Intel Wi-Fi 6 (802.11ax) ile donatılmış.

Ses tarafında da zirveye göz diken anakartta SupremeFX ses teknolojisi bulunuyor. S1220 kodek kullanan SupremeFX, nötr ve detaylı bir ses imzası için düz bir frekans tepkisi sağlamak için üretildi. Ayrıca ön panel çıkışı, çift op amfi ile donatılmış.

Son olarak güç ve soğutma tarafına baktığımızda ise ProCool II soketler ile daha dayanıklı CPU güç bağlantısı vadeden ROG Strix TRX40-E Gaming, Digi+ VRM ie donatılmış. 16 faz güç desteğiyle yüksek güç gerektiren işlemler ve hız aşırtmada işlemciye tam destek sağlamayı başarıyor.

Soğutma kanadında mosfetler, bobinler, M.2 blokları, yonga seti bloğu yer alıyor. Birçok noktasında yer alan termal pedler sayesinde tam bir koruma ve soğuma desteği sunuyor. Böylece yüksek çalışma gerçekleştiren bileşenlerin serin kalmasında da öncü rol oynuyorlar.

Sonuç olarak ROG Strix TRX40-E Gaming, başta profesyonel ve iş istasyonları kullanımlarında aynı zamanda oyun meraklısı olan profesyonel kullanıcıların oldukça hoşuna gidebileceği bir tasarım ve özellik anlayışı ile gelmiş.

Devamını oku